Medyum
Medyumlar hakkında aradığınız herşey ve bütün medyumların listesi Türkiyenin bir numaralı Medyum sitesinde
Medyum Nedir
İnsan sadece fizik yapıya sahip bir beden değildir. Aynı zamanda ruhsal yönü olan bir varlık olması nedeniyle bir çok beden içerir. Bunlar en incesinden en yoğununa kadar bir diziliş sürdürür.Bu bedenlere astral bedenler denir. Ruhsal güç, maddi boyuta hakim olduğu için, madde onun enerjisine karşı koyamaz ve birden dağılır. Medyumlar ruhsal boyutlarla ilişki kurarken bu enerji bedenlerini evrensel boyutlara uyumlayarak trans haline girerler ( yarı uyku hali). Ve bu bedenlerinin yüksek enerjisini kullanarak bir etki alanı yaratır. Bu tamamen medyumun yeteneğine bağlıdır.
Medyumlarda ara bedenler daha güçlü durumdadır. Bu sayede kendi yeteneklerini çok kolay gösterebilir. Her medyumun enerji ve bilinç düzeyi farklıdır. Bu ara bedenler klasik spiritüalizmde perisperi olarak adlandırılır. Duru görü medyumluğu, duru işiti medyumluğu, sezgi medyumluğu otomatik yazı medyumluğu şifa medyumluğu en bilinenleridir. Medyum telepatik olabilir, duru görür olabilir, duru işiti medyumu olabilir. Aynı zamanda sezgi medyumluğu dediğimiz bir kavram vardır. Ruhsal varlığın medyuma direkt etkisi olduğu durumlara ise bedenlenme medyumluğu denir. Burada medyumun hitap kabiliyeti çok fazladır. Konuşucu medyumluk da denir. Yazıcı medyumlukta da
yazının taklit edilmesi mümkün değildir. Tamamen ruhsal varlığın yazı stiline göre bir yazı çıkar ortaya. Bu çok ikna edici bir kanıttır. Medyumun yazı karakteri değişir, çok farklı tarzda yazmaya başlar. Ve bu yazma aralıksız sürebilir. Tamamen Ruhsal Varlık’ın kontrolü altındadır.
Medyumun enerjisi fizik bedenden dışarı taştığı zaman, şifacı medyumluk, darbeci medyumluk (tiptoloji), En son olarak, çok zor bir medyumluk olan Materyalizasyon medyumluğu da bu alana girer.
Araştırıcı, ya da medyum kişilerin arınmış olması(şehvet düşkünlüğü, cahillik, kibir,gibi negatif enerji düzeyine düşmemesi) gerekir. Bir medyum büyük mücadelelerle, çeşitli hayatlar boyu elde etmiş olduğu bu yetenekleri, çok basit dünya çıkarları için harcamamalıdır. Ciddi, ağırbaşlı, zeki, alçakgönüllü, ruhsal alemin nasihatlerini dinleyen bir medyum,ruhsal evrimini gitgide yükselterek yanlış bilgi aktarma olasılığını da yok etmiş.
Ruhsal varlıklarla irtibat kuran medyumları, günümüz Batı parapsikolojisi psişik süje olarak değerlendirmektedir. Burada da psişik süjeler ikiye ayrılırlar: Pasif ve Aktif olanlar. Pasif olanlar, ruhsal etkiye ya da zihinsel etkiye alıcı olan kişilerdir. Bunlar da kendi içinde dört kategoriye girerler :
1- Telepat olanlar,
2- Psikometri yeteneğini sergileyenler,
3- Radyestezi yeteneği olanlar,
4- Rüyada telepatik algılayanlar.
Telepat durumunda bulunalar pasif bir biçimde sadece alıcı konumunda olurlar. Spritüel olarak Duru görür olarak geçer. Ruhsal çalışmalarda, hassasiyeti, duyarlılığı oldukça yükselmiş kimselerdir, ama edilgen (pasif) durumdadırlar.
Psikometri süjeleri ise hastalık teşhisi yapabilir.
Radyestezi ya da diğer adıyla rabdomansi medyumluğu aynı enerji hissetme yöntemidir. Yalnız pek kullanılmamaktadır.
Son olarak da rüyada telepati çalışmaları, günümüz modern Batı parapsikolojisi çalışma alanına girer. Burada inceleme rüya laboratuarlarında yapılır. Ayrı odalarda bir alıcı, bir de verici süje vardır. Verici olanlar, genellikle kartpostala ya da slayttan ekrana yansıtılmış görüntüye odaklanır. Öbür odada da elektrotları başına bağlanmış, ya da elektroansefalogram cihazına bağlı ve uyuyan alıcı olan kişi vardır. Alıcı uyku sırasında algılama yapmaya çalışırken, verici olan kişi de o imajı göndermeye çalışır.
Bir de aktif süjeler vardır. Burada da dedublüman, yani aynı anda iki farklı yerde görünmek gibi yetenekleri olan süjeler düşünülebilir. İslam’da tayyı mekan olayının bir şeklidir.
Bundan başka manyetik şifa aktif süjelerin çalışma alanına girer. Elle ve nefesle mesetmek, yani ağızda akciğerlerden gelen ve de ellerden taşan manyetik güçle şifacılık yapılabilir.
Film üzerinde düşünce formlarının çıkarılması aktif süjelerin işine girer. Günümüzde psikokinetik olayların bir türü olarak göze çarpar. Psikokinezide( düşünce enerjisi )çalışma olarak zar deneyleri uygulanır. Süje istediği zarın gelmesi için, o zarın yüzünü zihninde imajine eder ve zihinsel gücüyle maddeyi etkileyerek, istediği sayının gelmesini sağlar.
Medyumlar hassas kimselerdir. Manyetik etkilere karşı duyarlıdır. Bu manyetik etkiler insanlardan gelir.
Fiziksel medyumlukta temel olarak, eşyanın uzağa nakledilmesi, materyalizasyon, medyumsal bir takım ışıklar, apor, doğrudan ses, doğrudan yazı, gibi konular girer. Bunlar için mutlaka medyum veya psişik yönden hassas bir kimseye ihtiyaç vardır. Bu tip çalışmalarda fiziksel elle tutulur, gözle görülür nesneler ve olaylar olduğu için fiziksel medyumluk denmiştir.
Medyum Nedir
Medyumlarda ara bedenler daha güçlü durumdadır. Bu sayede kendi yeteneklerini çok kolay gösterebilir. Her medyumun enerji ve bilinç düzeyi farklıdır. Bu ara bedenler klasik spiritüalizmde perisperi olarak adlandırılır. Duru görü medyumluğu, duru işiti medyumluğu, sezgi medyumluğu otomatik yazı medyumluğu şifa medyumluğu en bilinenleridir. Medyum telepatik olabilir, duru görür olabilir, duru işiti medyumu olabilir. Aynı zamanda sezgi medyumluğu dediğimiz bir kavram vardır. Ruhsal varlığın medyuma direkt etkisi olduğu durumlara ise bedenlenme medyumluğu denir. Burada medyumun hitap kabiliyeti çok fazladır. Konuşucu medyumluk da denir. Yazıcı medyumlukta da
yazının taklit edilmesi mümkün değildir. Tamamen ruhsal varlığın yazı stiline göre bir yazı çıkar ortaya. Bu çok ikna edici bir kanıttır. Medyumun yazı karakteri değişir, çok farklı tarzda yazmaya başlar. Ve bu yazma aralıksız sürebilir. Tamamen Ruhsal Varlık’ın kontrolü altındadır.
Medyumun enerjisi fizik bedenden dışarı taştığı zaman, şifacı medyumluk, darbeci medyumluk (tiptoloji), En son olarak, çok zor bir medyumluk olan Materyalizasyon medyumluğu da bu alana girer.
Araştırıcı, ya da medyum kişilerin arınmış olması(şehvet düşkünlüğü, cahillik, kibir,gibi negatif enerji düzeyine düşmemesi) gerekir. Bir medyum büyük mücadelelerle, çeşitli hayatlar boyu elde etmiş olduğu bu yetenekleri, çok basit dünya çıkarları için harcamamalıdır. Ciddi, ağırbaşlı, zeki, alçakgönüllü, ruhsal alemin nasihatlerini dinleyen bir medyum,ruhsal evrimini gitgide yükselterek yanlış bilgi aktarma olasılığını da yok etmiş.
Ruhsal varlıklarla irtibat kuran medyumları, günümüz Batı parapsikolojisi psişik süje olarak değerlendirmektedir. Burada da psişik süjeler ikiye ayrılırlar: Pasif ve Aktif olanlar. Pasif olanlar, ruhsal etkiye ya da zihinsel etkiye alıcı olan kişilerdir. Bunlar da kendi içinde dört kategoriye girerler :
1- Telepat olanlar,
2- Psikometri yeteneğini sergileyenler,
3- Radyestezi yeteneği olanlar,
4- Rüyada telepatik algılayanlar.
Telepat durumunda bulunalar pasif bir biçimde sadece alıcı konumunda olurlar. Spritüel olarak Duru görür olarak geçer. Ruhsal çalışmalarda, hassasiyeti, duyarlılığı oldukça yükselmiş kimselerdir, ama edilgen (pasif) durumdadırlar.
Psikometri süjeleri ise hastalık teşhisi yapabilir.
Radyestezi ya da diğer adıyla rabdomansi medyumluğu aynı enerji hissetme yöntemidir. Yalnız pek kullanılmamaktadır.
Son olarak da rüyada telepati çalışmaları, günümüz modern Batı parapsikolojisi çalışma alanına girer. Burada inceleme rüya laboratuarlarında yapılır. Ayrı odalarda bir alıcı, bir de verici süje vardır. Verici olanlar, genellikle kartpostala ya da slayttan ekrana yansıtılmış görüntüye odaklanır. Öbür odada da elektrotları başına bağlanmış, ya da elektroansefalogram cihazına bağlı ve uyuyan alıcı olan kişi vardır. Alıcı uyku sırasında algılama yapmaya çalışırken, verici olan kişi de o imajı göndermeye çalışır.
Bir de aktif süjeler vardır. Burada da dedublüman, yani aynı anda iki farklı yerde görünmek gibi yetenekleri olan süjeler düşünülebilir. İslam’da tayyı mekan olayının bir şeklidir.
Bundan başka manyetik şifa aktif süjelerin çalışma alanına girer. Elle ve nefesle mesetmek, yani ağızda akciğerlerden gelen ve de ellerden taşan manyetik güçle şifacılık yapılabilir.
Film üzerinde düşünce formlarının çıkarılması aktif süjelerin işine girer. Günümüzde psikokinetik olayların bir türü olarak göze çarpar. Psikokinezide( düşünce enerjisi )çalışma olarak zar deneyleri uygulanır. Süje istediği zarın gelmesi için, o zarın yüzünü zihninde imajine eder ve zihinsel gücüyle maddeyi etkileyerek, istediği sayının gelmesini sağlar.
Medyumlar hassas kimselerdir. Manyetik etkilere karşı duyarlıdır. Bu manyetik etkiler insanlardan gelir.
Fiziksel medyumlukta temel olarak, eşyanın uzağa nakledilmesi, materyalizasyon, medyumsal bir takım ışıklar, apor, doğrudan ses, doğrudan yazı, gibi konular girer. Bunlar için mutlaka medyum veya psişik yönden hassas bir kimseye ihtiyaç vardır. Bu tip çalışmalarda fiziksel elle tutulur, gözle görülür nesneler ve olaylar olduğu için fiziksel medyumluk denmiştir.
Medyum Nedir
Medyum Nasıl Bilgi Aktarır
Altıncı Hisleriyle:
Hissi duygularla yola çıkarlar. Konuya yoğunlaşmalarıyla birlikte, sanki içinden ona ses veren yönlendiren, bir takım bilgileri aktaran, başka bir kişi varmış gibi hissederler. Konu hakkında almış olduğu bilgi yada yoruma, kendi tecrübesiyle bir takım eklentiler yaparak kişi yada kişilere aktarır. Bu aktarma esnasında aktarılan kişiden aldığı enerji ve bilgi aldığı kişinin konsantrasyonu ve inanması çok önemlidir. Öncelikle karşıdakini ikna amacıyla herhangi bir araç kullanabilirler, ısınma turları yapabilirler, bu kendileri için değil dinleyici için önemlidir. Eğer, söyledikleri şeyler, karşısındakinin hoşuna gitmediyse hemen dolambaçlı yollarla onu dinleyicinin istediği şekilde yorumlarlar. Bu nedenle gerçek bilgiler vermesi ve gerçeğe ulaşması çok daha zordur.
Kalp Gözü İle Bakarak
Bu bakım şeklide altıncı hissi kuvvetli medyumlar ile tam bir benzerlik içerisindedir. Buradaki fark ise kalp; nefistir, maneviyat”tır. Kişinin dini bir inanca sahip olması, kendinde tanrıdan gelen manevi bir gücün varlığını hissetmesidir. Diğerlerine oranla daha fazla bilgi ye ve doğruluğa ulaşmak mümkündür. En kötü ve zor şartlarda bile insan özünün iyilik olduğundan dolayı kalbimiz ilk olarak iyi olanı tercih etmesine rağmen nefsimiz ve bedenimiz bizi yanlış yollara iter. Kalpten gelen hissiyatımız bizim gerçek kişiliğimizi ve manevi durumumuzu ortaya koyar. ancak bunları medyum olarak adlandırmak doğru olmasa gerek.
Kulağına Gelen Seslerle
Bu bakım şeklide diğerleriyle aynı türden olup çok az bir farklılık gösterir. Yanında kendinden başka bir kişi yada ruhun varlığını hissederek ,onunla iletişim kurması ve kulağına gelen seslerle alınan bilgilere kendi yorumunu da katarak aktarmasıdır. Bazı medyumların kulaklarına sigara jelatini takarak, gelen sesleri daha düzenli ve net bir şekilde duymak için bardak, sigara jelatini ve buna benzer araçlar kullanmaktadır. Bu türde bakım yapan medyumların başarı oranları diğerlerine oranla yüksektir.
Tırnağına Bakarak
Bu şekilde bakım yapan bir medyum diğerlerinden farklı olarak, baş tırnak üzerinde konsantre olarak onu bir televizyon ekranı gibi kullanarak, gördüğü olaylar hakkında yorum yaparlar. Bu tür bir bakım, aslında pek fazla kullanılmamaktadır. Bazı sakıncaları vardır ve alınan bilgilerin büyük çoğunluğu yanıltıcıdır.Bu şekilde bir bakım da iyi güzel ve yararlı kısaca iyi olan konular hakkında gerçekçi bilgi almak çok zordur. Fakat tam tersi olarak, kötü işlere yönelmek, iş yapmak gibi konulardaki bakımlarda isabetli bilgiler ve yorumlar vermesi mümkündür.
Medyum
Hissi duygularla yola çıkarlar. Konuya yoğunlaşmalarıyla birlikte, sanki içinden ona ses veren yönlendiren, bir takım bilgileri aktaran, başka bir kişi varmış gibi hissederler. Konu hakkında almış olduğu bilgi yada yoruma, kendi tecrübesiyle bir takım eklentiler yaparak kişi yada kişilere aktarır. Bu aktarma esnasında aktarılan kişiden aldığı enerji ve bilgi aldığı kişinin konsantrasyonu ve inanması çok önemlidir. Öncelikle karşıdakini ikna amacıyla herhangi bir araç kullanabilirler, ısınma turları yapabilirler, bu kendileri için değil dinleyici için önemlidir. Eğer, söyledikleri şeyler, karşısındakinin hoşuna gitmediyse hemen dolambaçlı yollarla onu dinleyicinin istediği şekilde yorumlarlar. Bu nedenle gerçek bilgiler vermesi ve gerçeğe ulaşması çok daha zordur.
Kalp Gözü İle Bakarak
Bu bakım şeklide altıncı hissi kuvvetli medyumlar ile tam bir benzerlik içerisindedir. Buradaki fark ise kalp; nefistir, maneviyat”tır. Kişinin dini bir inanca sahip olması, kendinde tanrıdan gelen manevi bir gücün varlığını hissetmesidir. Diğerlerine oranla daha fazla bilgi ye ve doğruluğa ulaşmak mümkündür. En kötü ve zor şartlarda bile insan özünün iyilik olduğundan dolayı kalbimiz ilk olarak iyi olanı tercih etmesine rağmen nefsimiz ve bedenimiz bizi yanlış yollara iter. Kalpten gelen hissiyatımız bizim gerçek kişiliğimizi ve manevi durumumuzu ortaya koyar. ancak bunları medyum olarak adlandırmak doğru olmasa gerek.
Kulağına Gelen Seslerle
Bu bakım şeklide diğerleriyle aynı türden olup çok az bir farklılık gösterir. Yanında kendinden başka bir kişi yada ruhun varlığını hissederek ,onunla iletişim kurması ve kulağına gelen seslerle alınan bilgilere kendi yorumunu da katarak aktarmasıdır. Bazı medyumların kulaklarına sigara jelatini takarak, gelen sesleri daha düzenli ve net bir şekilde duymak için bardak, sigara jelatini ve buna benzer araçlar kullanmaktadır. Bu türde bakım yapan medyumların başarı oranları diğerlerine oranla yüksektir.
Tırnağına Bakarak
Bu şekilde bakım yapan bir medyum diğerlerinden farklı olarak, baş tırnak üzerinde konsantre olarak onu bir televizyon ekranı gibi kullanarak, gördüğü olaylar hakkında yorum yaparlar. Bu tür bir bakım, aslında pek fazla kullanılmamaktadır. Bazı sakıncaları vardır ve alınan bilgilerin büyük çoğunluğu yanıltıcıdır.Bu şekilde bir bakım da iyi güzel ve yararlı kısaca iyi olan konular hakkında gerçekçi bilgi almak çok zordur. Fakat tam tersi olarak, kötü işlere yönelmek, iş yapmak gibi konulardaki bakımlarda isabetli bilgiler ve yorumlar vermesi mümkündür.
Medyum
Medyum Bakım Çeşitleri
Suda bakanlar : Bir kap içerisini su koyarak ve bu suyun içine, bildikleri ayetleri okumak suretiyle cinleri suda toplayarak onlarla iletişim kurmasıdır.
Kitaptan bakanlar: Eski din alimlerinin yazmış oldukları bilgilerden faydalanırlar. Geçmiş zaman ki alimler tarafından tertip edilen dualar ve onların verdikleri örneklerden yola çıkarak, kendi bilgilerini de katar ve yorumlarlarını iletir.Aynada bakanlar: Ayetleri, eski zaman alimlerinin derlemiş olduğu duaları okumak suretiyle aynaya toplanan cinleri, TV ekranında seyredermiş gibi görerek aldıkları bilgileri iletirler. Bu bakım tarzı genellikle rahmani olmayan cinlerin, aynada toplanması muhtemeldir.buda bakım yapan yada davet eden kişinin manevi gücü, cinlere olan hakimiyetinden kaynaklanmaktadır. Önemli bir hususta bu tür bakımların bakan yada davet eden kişi üzerinde kalan enerjinin yani cinlerin ileriki zamanlarda rahatsızlık vermesi muhtemeldir.Tırnakta bakanlar: Ayetleri veya eski zaman alimlerinin derlemiş olduğu duaları okumak suretiyle baş tırnağının üzerinde cinleri, bir TV ekranını seyredermiş gibi görerek aldıkları bilgiyi iletirler. Dikkatle yapılması gerekir. Bakan kişinin cinleri, hüküm altına alamaması durumunda, farklı türde değişik olaylar yaşayabilmesi muhtemeldir.Uyutarak bakanlar: Burada bakan hocanın göz perdesinden dolayı, cinleri göremeyerek okumalar yaparak bir başka kimseyi aracı kullanmasıdır. Sıkça karşılaşılan bu olay en tehlikeli olanıdır.Kesinlikle uzak durulması gerekmektedir. Burada daha öncede, bir çok filmlerde karşılaştığınız hipnotizma denilebilecek bir olay gerçekleşmektedir. Hocanın, aracı kullandığı kişinin vücut enerjisi ve manevi gücü çok önemlidir. Bir çok sakıncası vardır.
Sakıncaların en önemlisi bu bakımdan sonra vücudunda kalan enerjiyi atamayan kişiler, ileriki zamanlarda ciddi manevi ve psikolojik rahatsızlıklarla karşılaşmışlardır. Kalan etkiyi yok edebilecek türde bir hocanın olmayışı, buna bağlı olarak kişinin bu türdeki denemelerin ilk başlangıcı olursa , farklı etkiler alması, bilgi veren yada yardım eden cinlerin, ondan gitmek istememesi gibi bir takım etkileri mevcuttur. Bu yüzden de tamamen bu tür olaylardan uzak durulması gerekmektedir.
Kitaptan bakanlar: Eski din alimlerinin yazmış oldukları bilgilerden faydalanırlar. Geçmiş zaman ki alimler tarafından tertip edilen dualar ve onların verdikleri örneklerden yola çıkarak, kendi bilgilerini de katar ve yorumlarlarını iletir.Aynada bakanlar: Ayetleri, eski zaman alimlerinin derlemiş olduğu duaları okumak suretiyle aynaya toplanan cinleri, TV ekranında seyredermiş gibi görerek aldıkları bilgileri iletirler. Bu bakım tarzı genellikle rahmani olmayan cinlerin, aynada toplanması muhtemeldir.buda bakım yapan yada davet eden kişinin manevi gücü, cinlere olan hakimiyetinden kaynaklanmaktadır. Önemli bir hususta bu tür bakımların bakan yada davet eden kişi üzerinde kalan enerjinin yani cinlerin ileriki zamanlarda rahatsızlık vermesi muhtemeldir.Tırnakta bakanlar: Ayetleri veya eski zaman alimlerinin derlemiş olduğu duaları okumak suretiyle baş tırnağının üzerinde cinleri, bir TV ekranını seyredermiş gibi görerek aldıkları bilgiyi iletirler. Dikkatle yapılması gerekir. Bakan kişinin cinleri, hüküm altına alamaması durumunda, farklı türde değişik olaylar yaşayabilmesi muhtemeldir.Uyutarak bakanlar: Burada bakan hocanın göz perdesinden dolayı, cinleri göremeyerek okumalar yaparak bir başka kimseyi aracı kullanmasıdır. Sıkça karşılaşılan bu olay en tehlikeli olanıdır.Kesinlikle uzak durulması gerekmektedir. Burada daha öncede, bir çok filmlerde karşılaştığınız hipnotizma denilebilecek bir olay gerçekleşmektedir. Hocanın, aracı kullandığı kişinin vücut enerjisi ve manevi gücü çok önemlidir. Bir çok sakıncası vardır.
Sakıncaların en önemlisi bu bakımdan sonra vücudunda kalan enerjiyi atamayan kişiler, ileriki zamanlarda ciddi manevi ve psikolojik rahatsızlıklarla karşılaşmışlardır. Kalan etkiyi yok edebilecek türde bir hocanın olmayışı, buna bağlı olarak kişinin bu türdeki denemelerin ilk başlangıcı olursa , farklı etkiler alması, bilgi veren yada yardım eden cinlerin, ondan gitmek istememesi gibi bir takım etkileri mevcuttur. Bu yüzden de tamamen bu tür olaylardan uzak durulması gerekmektedir.
Medyum ve hocalar
Cenabı hakkın ateşten hal ettiği cinleri , kendi hükmü altına alması veya onlarla dostluklar kurarak olmasını istediği bir işte yardımlarını ve bilgilerini alarak sonuca ulaşmaya çalışan kimseye denir.Cinlerle arkadaşlık kurmak, belkide son zamanlarda hepimizin sıkça rastladığımız, hatta bazen ise kıskanarak bakılan bir olay halime gelmeye başlamıştır. Fakat, bazı insanların benim iki tane cinim var, gibi bir takım dengesiz laflar ortaya koyması, konunun aydınlanmadığının bir yanıtı olarak karşımızda durmaktadır.
Oysaki, insan yaradılışındaki üstünlüğünü kabullenemeyen şeytan ve yandaşları, insanları alt etmek için ellerinden gelen gayreti göstererek insanlardan üstün olduklarını kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Şeytanın Allah”tan insan oğlundan üstünlüğünü kanıtlamak için izin almasıdır.Şunu hatırlatmak isterim ki, cinlerle insanların arasında bir perde Cenabı hak tarafından mevcuttur. Yaradılışımızda, bizlerin onları görmemesi için gözlerimize Allah bir perde ile kapatmıştır.
Bazı yapılan dualar sonucunda, kalp gözümüzün açılmasıyla birlikte onları görme şansımız vardır. Fakat bunun tam tersi olarak da, bazılarının ise şeytanın yardımıyla da perdeleri açılmıştır. Bu kişiler şeytana ruhunu satmış ve inançlarında düşüklük olan ve cinlerle tam bir dostluk kuran kişilerdir. Bu yüzden de kötü güçten perdeleri açılanların, rahmani olan cinleri görmesi zordur. Fakat şer cinler, kendilerini rahmani iyi cinli gibi onlara gösterebilirler. Şer güçten perdesi açılan hocaların, bakan kişilerin iyi ve kötü cinli ile arasındaki ayırımı yapmaları çok zordur. Algılamalarının rahmani güçte çok az ve zayıf tır. Bunun nedeni ise gücünü şer güçten şeytandan almış olmalarıdır.Toplumda kendini cinci hoca diyen insanların bir çoğu, sadece ve sadece cinlerle diyalog kurduklarını ve onları gördüklerini savururlar. Oysaki, günümüz cinci hocaların sadece ve sadece kötü niyetli işlerle uğraştıklarını, çok azının ise iyilik yönünde bir takım işlemler yaptığı bilinen bir gerçektir.. Cinler, hocalara ilk başta bir takım olaylar için doğru bilgi verirler. İleriki zamanlarda da duygu ve algılama ile ilgili bir takım his vererek, kişinin her konuyu bilmek istemesi, her şeyi ben bilirim sevdasına kapılmalarına yol açar. Daha sonraki zamanlarda, kişi kendine verilen en büyük nimet olan akıl ve mantığını çalıştırmadan sadece kalbine gelen hisle ve cinlerin yönlendirmelerine bakarak konu ve hayat akışını sağlamaya çalışırlar. Bazı ileriki boyutlarda ise durumlar daha da artarak verilen bilgiler doğrultusunda güven sağlayan cinler kişinin evliyalık mertebelerine ulaştıklarını anlatır ve o kişin evliya”lık makamının üst düzeylerine kadar gideceğini söyleyerek, kişinin kendini üstün bir varlıkmış gibi hissederek kibirlenmesini sağlarlar. İşte bu andan itibaren, bakan kişi sorunlarla karşılaşma zamanı gelmiş olacaktır.Bir başkasının sözü doğru bile olsa kabullenmeyerek tek doğru olarak kendini göstermeye çalışır.Buradaki en önemli olan olay cinlerle dostluk kuran kişiler, belli bir aşamadan sonra, cinlerin verdikleri bilgilerin tutarsız ve yalan çıkması üzerine psikolojik bunalımlara düştükleri, kabullenemedikleri ve onların yanlış bilgilerini doğru sayarak kendilerini aldattıkları görülmektedir. Cinci hocalarda, da bakım yapanların değişik olarak bakış şekilleri vardır. Bunlardan bazıları, suda bakanlar,kitaptan bakanlar,tırnakta bakanlar, bir boşluğa bakarak, görerek bakanlar, hamile yada küçük çocukları dualar okuyarak uyutarak bakanlar, diye ayırmak mümkündür. Buradaki en önemli olay ise bu bakımların en ortak özelliği cinci hocaların bildikleri duaları okuyarak cinleri etki altına almaya çalışmalarıdır.
http://www.medyumrehberi.com/medyum-ve-hocalar.html
Oysaki, insan yaradılışındaki üstünlüğünü kabullenemeyen şeytan ve yandaşları, insanları alt etmek için ellerinden gelen gayreti göstererek insanlardan üstün olduklarını kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Şeytanın Allah”tan insan oğlundan üstünlüğünü kanıtlamak için izin almasıdır.Şunu hatırlatmak isterim ki, cinlerle insanların arasında bir perde Cenabı hak tarafından mevcuttur. Yaradılışımızda, bizlerin onları görmemesi için gözlerimize Allah bir perde ile kapatmıştır.
Bazı yapılan dualar sonucunda, kalp gözümüzün açılmasıyla birlikte onları görme şansımız vardır. Fakat bunun tam tersi olarak da, bazılarının ise şeytanın yardımıyla da perdeleri açılmıştır. Bu kişiler şeytana ruhunu satmış ve inançlarında düşüklük olan ve cinlerle tam bir dostluk kuran kişilerdir. Bu yüzden de kötü güçten perdeleri açılanların, rahmani olan cinleri görmesi zordur. Fakat şer cinler, kendilerini rahmani iyi cinli gibi onlara gösterebilirler. Şer güçten perdesi açılan hocaların, bakan kişilerin iyi ve kötü cinli ile arasındaki ayırımı yapmaları çok zordur. Algılamalarının rahmani güçte çok az ve zayıf tır. Bunun nedeni ise gücünü şer güçten şeytandan almış olmalarıdır.Toplumda kendini cinci hoca diyen insanların bir çoğu, sadece ve sadece cinlerle diyalog kurduklarını ve onları gördüklerini savururlar. Oysaki, günümüz cinci hocaların sadece ve sadece kötü niyetli işlerle uğraştıklarını, çok azının ise iyilik yönünde bir takım işlemler yaptığı bilinen bir gerçektir.. Cinler, hocalara ilk başta bir takım olaylar için doğru bilgi verirler. İleriki zamanlarda da duygu ve algılama ile ilgili bir takım his vererek, kişinin her konuyu bilmek istemesi, her şeyi ben bilirim sevdasına kapılmalarına yol açar. Daha sonraki zamanlarda, kişi kendine verilen en büyük nimet olan akıl ve mantığını çalıştırmadan sadece kalbine gelen hisle ve cinlerin yönlendirmelerine bakarak konu ve hayat akışını sağlamaya çalışırlar. Bazı ileriki boyutlarda ise durumlar daha da artarak verilen bilgiler doğrultusunda güven sağlayan cinler kişinin evliyalık mertebelerine ulaştıklarını anlatır ve o kişin evliya”lık makamının üst düzeylerine kadar gideceğini söyleyerek, kişinin kendini üstün bir varlıkmış gibi hissederek kibirlenmesini sağlarlar. İşte bu andan itibaren, bakan kişi sorunlarla karşılaşma zamanı gelmiş olacaktır.Bir başkasının sözü doğru bile olsa kabullenmeyerek tek doğru olarak kendini göstermeye çalışır.Buradaki en önemli olan olay cinlerle dostluk kuran kişiler, belli bir aşamadan sonra, cinlerin verdikleri bilgilerin tutarsız ve yalan çıkması üzerine psikolojik bunalımlara düştükleri, kabullenemedikleri ve onların yanlış bilgilerini doğru sayarak kendilerini aldattıkları görülmektedir. Cinci hocalarda, da bakım yapanların değişik olarak bakış şekilleri vardır. Bunlardan bazıları, suda bakanlar,kitaptan bakanlar,tırnakta bakanlar, bir boşluğa bakarak, görerek bakanlar, hamile yada küçük çocukları dualar okuyarak uyutarak bakanlar, diye ayırmak mümkündür. Buradaki en önemli olay ise bu bakımların en ortak özelliği cinci hocaların bildikleri duaları okuyarak cinleri etki altına almaya çalışmalarıdır.
http://www.medyumrehberi.com/medyum-ve-hocalar.html
Fizyonomi
Her canlı yaratılmış olduğu şekle göre hareket eder ve yaşar tüm insanları bütün azalarının şekil ve biçimlerinin gerçek özeliği ve açık yorumlarını ortaya koyar bu ilim Kişinin kendi kendini tanımasını sağlar Bu ilime göre kişi özellikleri şu şekildedir:
AĞIZLAR
BÜYÜK : Ağız fena ahlaka alçak tabiata merhametsiz ve şefkatsiz olmağa
MÜTEDİL : Ve gayet güzel bir ağız mükemmel tabiata ve hayırseverliğe
KÜÇÜK : Bir ağız anlayış ve dirayete iyi ahlaka merhametli bir kalbe ihtiras kar bir mizaca hoş meşrepliğe ve fedakarlığa
MÜTEBSİ : Bir ağız neşe ve komedyen ve şakacı olmağa
EĞRİ : Ağız uğursuzluğa ve talihsizliğe
ÇÖKÜK : Ağız kederli olmağa
TAM : Bitişmemiş yarım ağız zihin noksanlığına
KÜÇÜK : Bir ağız azgınlığa ve yaramazlığa
GENİŞ : Bir ağız tembelliğe ve hayali olmağa
BÜYÜK : Ve geniş bir ağız oburluğa lafazanlığa ve yalancılığa
YARIM : Gibi duran ağız ağır ve kaba fikirliğe
ALINLAR
GENİŞ : Bir alın mütefekkir hasislerde bulunur alının üst kısmı kabarık olması kuvveyi hafızaya orta kısmı kabarık olması kuvveyi
muhakemeye alt kısmının kabarık olması süratli intikale becerikliliğe meslek ve sanat ihtisasına
ARZEN :Geniş bir alın kerem ve sahavete ve çabuk kızan bir tabiata
GAYET : Ufak bir alın akıl noksanlığına
YUMUK : Ve yüksek bir alın emanete sadık zekaya anlayışlı olmağa
YASSI : Ve düz bir alın fena bir tabiata ve sık hastalanmağa
MÜTEDİL : Bir alın aklı selim ve itibarlı olmağa
ARZEN : Ve tulum geniş bir alın anlayış kavrayış ve kabiliyete çokluğuna
ORTASI : Çukurlaşmış bir alın tamahkarlığa ve kendini çok beğenmişliğe
DAR : Ve basık bir alın inada ve düşünme darlığına
DAR : Ve çıkıntılı bir alın çok konuşma ve atılganlığa
TÜLEN : Uzun ve çukurlu bir alın fena ahlaka fikir noksanlığına gayet uzun gayet düz alın vesveseli olmağa müşkül durumlara
düşmeğe ve kindarlığa
MÜCEHELA : Gayet açık bir alın dehaya ve iğlik severliğe
DAR : Ve sert alın azim ve metanete üstü çıkıntılı alın uzak görüşe ciddiyet ve terbiyeli olmağa
BÜYÜK : Alın ahmaklığa ve kalın kafalığa geç anlayışa
ARKAYA : Yayık alın hayvani düşünceye ve hayal kurmağa
DAİMA :Buruşuk olan alın ilim adamlığına ve kemale çok düşünürlüğe
ETLİ : Bir alın cesaretli ve hiddetli bir mizaca
ARIZALI : Olan bir alın hilekarlığa ve düzenbazlığa yalancılığa
GENÇ : Yaş da alında oluşan çizgiler biçareliğe zavallılığa ve halsızlığa
HEM GENİŞ : Ve hem yüksek alın vasat bir zekaya ve sükunete
ALÇAK :Ve fazlaca ileri taşmış alın şahsi teşebbüsten mahrum insanlardır
BAŞ VE KAFA TASI
BÜYÜK : Ve her tarafı muntazam şekildeki yuvarlak baş tedbir ve ihtiyata sır saklamağa sebatlı ve hayır işlemeye münasip mizaçlıdırlar
UZUN. : Ve sivri baş şirretliğe ve haset etmeye
İRİ BAŞ : Ve geniş çehre şiddet kar olmağa nezaketten ve saygıdan yoksunluğa
EYİK BAŞ : Hassas ve temyize iyiyi kötüden ayırt ede bilme yeteneğine kafasının arka tarafının büyüklüğü çocuklara karşı kesreti şefkat ve
iyi kalpli olmalarına uygun mizaçlıdırlar
YÜKSEK : Kafa tası zeka ve sürati intikale her şeyi çabuk kavramağa ve azim kar çalışkan dürüst olmaya yakın bir mizaçlıdırlar
YASSI : Kafa tası lakaydiye kedere ve gam taşımağa
ÜSTÜ : Geniş ve büyük kafa tası intizama
TEPESİ : Yumruk ve sivri kafa tası vesvese ve esarete emrazı dimağa
KAFA : Arkası basık olması meyli sirkate
KÜÇÜK : Baş zarif akla hafifliğe sır saklamağa
MUTEDİL : Baş akıl ve zekanın ihtilaline
MUTEDİL : Büyük baş akıl ve zekanın çokluğuna
YANLARDAN: Basık baş çabuk kızmağa dar görüşlü olmağa hayal gücü ile yaşamaya uygun mizaçlıdırlar
BENİZLER
BEYAZ : Beniz sahibinin edepli ve terbiyeli olmağa
BEYAZ : Ve ince beniz çok latif güzel seciyeli olmalarına
ESMER : Bir beniz sevimliliğe cana yakın olmağa letafet ve hastalanmağa yakın olmağa
SARI : Limoni bir beniz çabuk hastalanmağa hırs haset ve cimriliğe
SİYAH : Mail beniz hilekarlığa sevecen olmamağa ve merhametsizlik fena ahlaka
KIRMIZI : Beniz demevi bir mizaca kaynayan yerinde duramayan coşan tabiata
SOLUK : Beniz iyi ahlaka ve iyi bir insana yardım severliğe
BENLER
GÖZ : Kapağının üzerinde olan benler hassas biri olmağa
GÖZ : Kapağının altında olan benler mülayim ve sadık bir mizaca
BURUN : Üzerindeki benler cismani ve hayalci olmağa
ÇENE : Üstündeki benler aşk ve şehvetin zebunu olan bir insana
SAĞ : Şakak üstündeki et beni kararsızlığa
ÇENE : İle boyun arasına da olan benler zaaflı bir ruha hayali şeylerin düşkünlüğüne
ÇENEYE : Yakın benler şehvani bir mizaca müfritliğe delalettir
ALINDA : Şakakta veya kulakta yassı ve sararmış bekler sahibinin istikrarsız çalışmağa tembel ve meşrep bir insan olmağa mizaçlıdır
ALIN : Üzerindeki benler ben alnın sağında ise kuvvetli bir hafızaya süratli intikale işarettir bu insanlar diplomat olurlar
BEN : Saça yakın ise aşk oyunları ile meşgul olmağa sevecen bir insanlardır
BEN : Alının sağında ise sahibinin uzun ömürlü ve sıhhatli olmağa
BEN : Alının solunda ise mesut ve bahtiyar olmağa
İKİ : Kaş arasında ve sağda bir ben aşkı seven ticaretten anlayan hoşsohbet istikbali parlak ve emin iyi bir izdivaca ve çok yolculuk eden mizaçlıdırlar ben solda ise sahibinin devamlı mantıklı iş yapan kimselerdir ve hassas olur ve hislerinde yanılmazlar
GÖZ : Etrafındaki olan benler cana yakın dost canlısı merhametli ve eli açık kimselerdir
KULAK : Üzerindeki benler alaycı iğneleyici karakter ifade eder kendisini sevmeyen insanların ummadığı işleri başarırlar
DUDAK : Kenarındaki benler iyi yemeye eğlenceye konfora düşkün olurlar ben dudağın sağında ise sosyal ve mali bakımda başarı elde
eder ben dudağı solunda ise serseri berduş hayat sevgisi bazen başarı bazen hayal ile geçen bir ömre işarettir
SAĞ : Yanakta benler adil zeki fikir bolluğuna işaret bu insanlar tutuğunu koparırlar elleri biraz sıkı ama ticareti ve alavereyi iyi anlayan
tabiatlıdırlar
SOL : Yanakta benler ateşli ihtiraslı hisli eli açık evlilikte zor mesut olurlar
BOYLAR
UZUN BOY : Hamakat sadelik ve bazen düşüncesizliğe zamanla uygunsuz hareketlere ve aşırı şakacı olan mizaçlıdırlar
KISA BOY : Zekasızlığa hilekarlığa fitneye ve fitne karlığa hası olmağa aşırı çıkarcı olmalarına menfaat ve çıkarsız bir adım atmamağa yakın mizaçlıdırlar
ORTA BOY : Ekseriyette iyi ahlaka şeffaf bir kalbe aşırı zeki olmaları bir işi söylemeden yapıvermeleri kendi kendilerine laf getirmeyen çabuk sinirlenen uysal ve kendi hallerinde olan mizaçlıdırlar
Erkeklerde kısa boy müfrit cinsi mizaca alametlidirler ancak baş küçük omuz ve kalça dar olursa cinsi kifayetsizlik baş gösterir
Kadınlarda kısa boy ise zamanla ve sık kavgacılığa küstahlığa atılganlığa cinsi duyguların azlığına .şeker.albümün.kalp. ve nüzul.
Hastalıklarına uygun şişman olmağa boğazların düşkünlükleri ile tanınan mizaçları vardır.
BURUNLAR
BÜYÜK : Buru vesvese ve korkaklığa
KISA : Burun çok korkaklığa
UZUN : Burun az anlayışlı olmağa ihtiyat karlığa iğlik severliğe
BURUN : Ucunun ağza yakın olması inat ve israfa
UFAK : Burun iyi ahlaka süratli intikale orta dereceli bir hayat yaşamağa
YASSI : : Ve geniş burun farklı cima ve ilişki
GENİŞ : Burun son derece şiddetli ve isyankar bir tabiata
BURUN : Kemiği ortasındaki çıkıntı dirayet ve zeka ve vicdanlılığa
İRİ : Ve etli burun aç gözlülüğe hilkate dilenciliğe ve oburluğa
GAGA : Bir burun fena huy ve ahlaka lafazanlığa ve cimriliğe
BURUN : Ucunun iri ve yuvarlaklığı iyi ahlaka
BURUN : Ucunun iriliği ve kırmızı tırak ve topalaklığı ayyaşlığa sefaya ve eğlenceye düşkünlüğü
KIRMIZI : Burun inatçılığa budalalığa ve kabalığa
BASIK : Burun ekseriyetle az zekaya
UCU : Yuvarlak bir burun sevecen kalbe ve iğlik severliğe
BÜYÜK : Ucu şişkin ve toparlak bir burun samimi ve ilim sahibi olmağa yukarıya doğru kalkmış bir burun boş kafalığa hayalci olmağa gurur ve hasede bu cins burunların delikleri geniş olursa son derece zihinsizliğe
GAYET : İri burun delikleri şehvetli olmağa cima düşkünlüğüne
BURUN : Deliklerinin darlığı şiddet taba ve göğüs hastalıklarına yakalanmaya
BURUN : Deliklerinin büyüklüğü kibir ve hasetli olmağa
BURUN : Deliklerinin küçüklüğü korkaklığa ve ciğer hastalığına yakalanmağa
KOLAY : Açılıp kapanan burun delikleri şehvetli olmağa
KAPALI : Olan burun delikleri gurura yalnızlığa ve talihsizliğe
ÇENELER
DAR : Çene ihtirasa ve ihtiraslı olmağa
ÇENENİN : Boğaza doğru inmesi fesada huysuz bir ahlaka
SİVRİ : Çene hafif meşrepliğe ve hiddetli olmağa
GENİŞ : Ve kalın bir çene inada azim karlığa ve yüksek bir iradeye işaret eder.
AĞIZLAR
BÜYÜK : Ağız fena ahlaka alçak tabiata merhametsiz ve şefkatsiz olmağa
MÜTEDİL : Ve gayet güzel bir ağız mükemmel tabiata ve hayırseverliğe
KÜÇÜK : Bir ağız anlayış ve dirayete iyi ahlaka merhametli bir kalbe ihtiras kar bir mizaca hoş meşrepliğe ve fedakarlığa
MÜTEBSİ : Bir ağız neşe ve komedyen ve şakacı olmağa
EĞRİ : Ağız uğursuzluğa ve talihsizliğe
ÇÖKÜK : Ağız kederli olmağa
TAM : Bitişmemiş yarım ağız zihin noksanlığına
KÜÇÜK : Bir ağız azgınlığa ve yaramazlığa
GENİŞ : Bir ağız tembelliğe ve hayali olmağa
BÜYÜK : Ve geniş bir ağız oburluğa lafazanlığa ve yalancılığa
YARIM : Gibi duran ağız ağır ve kaba fikirliğe
ALINLAR
GENİŞ : Bir alın mütefekkir hasislerde bulunur alının üst kısmı kabarık olması kuvveyi hafızaya orta kısmı kabarık olması kuvveyi
muhakemeye alt kısmının kabarık olması süratli intikale becerikliliğe meslek ve sanat ihtisasına
ARZEN :Geniş bir alın kerem ve sahavete ve çabuk kızan bir tabiata
GAYET : Ufak bir alın akıl noksanlığına
YUMUK : Ve yüksek bir alın emanete sadık zekaya anlayışlı olmağa
YASSI : Ve düz bir alın fena bir tabiata ve sık hastalanmağa
MÜTEDİL : Bir alın aklı selim ve itibarlı olmağa
ARZEN : Ve tulum geniş bir alın anlayış kavrayış ve kabiliyete çokluğuna
ORTASI : Çukurlaşmış bir alın tamahkarlığa ve kendini çok beğenmişliğe
DAR : Ve basık bir alın inada ve düşünme darlığına
DAR : Ve çıkıntılı bir alın çok konuşma ve atılganlığa
TÜLEN : Uzun ve çukurlu bir alın fena ahlaka fikir noksanlığına gayet uzun gayet düz alın vesveseli olmağa müşkül durumlara
düşmeğe ve kindarlığa
MÜCEHELA : Gayet açık bir alın dehaya ve iğlik severliğe
DAR : Ve sert alın azim ve metanete üstü çıkıntılı alın uzak görüşe ciddiyet ve terbiyeli olmağa
BÜYÜK : Alın ahmaklığa ve kalın kafalığa geç anlayışa
ARKAYA : Yayık alın hayvani düşünceye ve hayal kurmağa
DAİMA :Buruşuk olan alın ilim adamlığına ve kemale çok düşünürlüğe
ETLİ : Bir alın cesaretli ve hiddetli bir mizaca
ARIZALI : Olan bir alın hilekarlığa ve düzenbazlığa yalancılığa
GENÇ : Yaş da alında oluşan çizgiler biçareliğe zavallılığa ve halsızlığa
HEM GENİŞ : Ve hem yüksek alın vasat bir zekaya ve sükunete
ALÇAK :Ve fazlaca ileri taşmış alın şahsi teşebbüsten mahrum insanlardır
BAŞ VE KAFA TASI
BÜYÜK : Ve her tarafı muntazam şekildeki yuvarlak baş tedbir ve ihtiyata sır saklamağa sebatlı ve hayır işlemeye münasip mizaçlıdırlar
UZUN. : Ve sivri baş şirretliğe ve haset etmeye
İRİ BAŞ : Ve geniş çehre şiddet kar olmağa nezaketten ve saygıdan yoksunluğa
EYİK BAŞ : Hassas ve temyize iyiyi kötüden ayırt ede bilme yeteneğine kafasının arka tarafının büyüklüğü çocuklara karşı kesreti şefkat ve
iyi kalpli olmalarına uygun mizaçlıdırlar
YÜKSEK : Kafa tası zeka ve sürati intikale her şeyi çabuk kavramağa ve azim kar çalışkan dürüst olmaya yakın bir mizaçlıdırlar
YASSI : Kafa tası lakaydiye kedere ve gam taşımağa
ÜSTÜ : Geniş ve büyük kafa tası intizama
TEPESİ : Yumruk ve sivri kafa tası vesvese ve esarete emrazı dimağa
KAFA : Arkası basık olması meyli sirkate
KÜÇÜK : Baş zarif akla hafifliğe sır saklamağa
MUTEDİL : Baş akıl ve zekanın ihtilaline
MUTEDİL : Büyük baş akıl ve zekanın çokluğuna
YANLARDAN: Basık baş çabuk kızmağa dar görüşlü olmağa hayal gücü ile yaşamaya uygun mizaçlıdırlar
BENİZLER
BEYAZ : Beniz sahibinin edepli ve terbiyeli olmağa
BEYAZ : Ve ince beniz çok latif güzel seciyeli olmalarına
ESMER : Bir beniz sevimliliğe cana yakın olmağa letafet ve hastalanmağa yakın olmağa
SARI : Limoni bir beniz çabuk hastalanmağa hırs haset ve cimriliğe
SİYAH : Mail beniz hilekarlığa sevecen olmamağa ve merhametsizlik fena ahlaka
KIRMIZI : Beniz demevi bir mizaca kaynayan yerinde duramayan coşan tabiata
SOLUK : Beniz iyi ahlaka ve iyi bir insana yardım severliğe
BENLER
GÖZ : Kapağının üzerinde olan benler hassas biri olmağa
GÖZ : Kapağının altında olan benler mülayim ve sadık bir mizaca
BURUN : Üzerindeki benler cismani ve hayalci olmağa
ÇENE : Üstündeki benler aşk ve şehvetin zebunu olan bir insana
SAĞ : Şakak üstündeki et beni kararsızlığa
ÇENE : İle boyun arasına da olan benler zaaflı bir ruha hayali şeylerin düşkünlüğüne
ÇENEYE : Yakın benler şehvani bir mizaca müfritliğe delalettir
ALINDA : Şakakta veya kulakta yassı ve sararmış bekler sahibinin istikrarsız çalışmağa tembel ve meşrep bir insan olmağa mizaçlıdır
ALIN : Üzerindeki benler ben alnın sağında ise kuvvetli bir hafızaya süratli intikale işarettir bu insanlar diplomat olurlar
BEN : Saça yakın ise aşk oyunları ile meşgul olmağa sevecen bir insanlardır
BEN : Alının sağında ise sahibinin uzun ömürlü ve sıhhatli olmağa
BEN : Alının solunda ise mesut ve bahtiyar olmağa
İKİ : Kaş arasında ve sağda bir ben aşkı seven ticaretten anlayan hoşsohbet istikbali parlak ve emin iyi bir izdivaca ve çok yolculuk eden mizaçlıdırlar ben solda ise sahibinin devamlı mantıklı iş yapan kimselerdir ve hassas olur ve hislerinde yanılmazlar
GÖZ : Etrafındaki olan benler cana yakın dost canlısı merhametli ve eli açık kimselerdir
KULAK : Üzerindeki benler alaycı iğneleyici karakter ifade eder kendisini sevmeyen insanların ummadığı işleri başarırlar
DUDAK : Kenarındaki benler iyi yemeye eğlenceye konfora düşkün olurlar ben dudağın sağında ise sosyal ve mali bakımda başarı elde
eder ben dudağı solunda ise serseri berduş hayat sevgisi bazen başarı bazen hayal ile geçen bir ömre işarettir
SAĞ : Yanakta benler adil zeki fikir bolluğuna işaret bu insanlar tutuğunu koparırlar elleri biraz sıkı ama ticareti ve alavereyi iyi anlayan
tabiatlıdırlar
SOL : Yanakta benler ateşli ihtiraslı hisli eli açık evlilikte zor mesut olurlar
BOYLAR
UZUN BOY : Hamakat sadelik ve bazen düşüncesizliğe zamanla uygunsuz hareketlere ve aşırı şakacı olan mizaçlıdırlar
KISA BOY : Zekasızlığa hilekarlığa fitneye ve fitne karlığa hası olmağa aşırı çıkarcı olmalarına menfaat ve çıkarsız bir adım atmamağa yakın mizaçlıdırlar
ORTA BOY : Ekseriyette iyi ahlaka şeffaf bir kalbe aşırı zeki olmaları bir işi söylemeden yapıvermeleri kendi kendilerine laf getirmeyen çabuk sinirlenen uysal ve kendi hallerinde olan mizaçlıdırlar
Erkeklerde kısa boy müfrit cinsi mizaca alametlidirler ancak baş küçük omuz ve kalça dar olursa cinsi kifayetsizlik baş gösterir
Kadınlarda kısa boy ise zamanla ve sık kavgacılığa küstahlığa atılganlığa cinsi duyguların azlığına .şeker.albümün.kalp. ve nüzul.
Hastalıklarına uygun şişman olmağa boğazların düşkünlükleri ile tanınan mizaçları vardır.
BURUNLAR
BÜYÜK : Buru vesvese ve korkaklığa
KISA : Burun çok korkaklığa
UZUN : Burun az anlayışlı olmağa ihtiyat karlığa iğlik severliğe
BURUN : Ucunun ağza yakın olması inat ve israfa
UFAK : Burun iyi ahlaka süratli intikale orta dereceli bir hayat yaşamağa
YASSI : : Ve geniş burun farklı cima ve ilişki
GENİŞ : Burun son derece şiddetli ve isyankar bir tabiata
BURUN : Kemiği ortasındaki çıkıntı dirayet ve zeka ve vicdanlılığa
İRİ : Ve etli burun aç gözlülüğe hilkate dilenciliğe ve oburluğa
GAGA : Bir burun fena huy ve ahlaka lafazanlığa ve cimriliğe
BURUN : Ucunun iri ve yuvarlaklığı iyi ahlaka
BURUN : Ucunun iriliği ve kırmızı tırak ve topalaklığı ayyaşlığa sefaya ve eğlenceye düşkünlüğü
KIRMIZI : Burun inatçılığa budalalığa ve kabalığa
BASIK : Burun ekseriyetle az zekaya
UCU : Yuvarlak bir burun sevecen kalbe ve iğlik severliğe
BÜYÜK : Ucu şişkin ve toparlak bir burun samimi ve ilim sahibi olmağa yukarıya doğru kalkmış bir burun boş kafalığa hayalci olmağa gurur ve hasede bu cins burunların delikleri geniş olursa son derece zihinsizliğe
GAYET : İri burun delikleri şehvetli olmağa cima düşkünlüğüne
BURUN : Deliklerinin darlığı şiddet taba ve göğüs hastalıklarına yakalanmaya
BURUN : Deliklerinin büyüklüğü kibir ve hasetli olmağa
BURUN : Deliklerinin küçüklüğü korkaklığa ve ciğer hastalığına yakalanmağa
KOLAY : Açılıp kapanan burun delikleri şehvetli olmağa
KAPALI : Olan burun delikleri gurura yalnızlığa ve talihsizliğe
ÇENELER
DAR : Çene ihtirasa ve ihtiraslı olmağa
ÇENENİN : Boğaza doğru inmesi fesada huysuz bir ahlaka
SİVRİ : Çene hafif meşrepliğe ve hiddetli olmağa
GENİŞ : Ve kalın bir çene inada azim karlığa ve yüksek bir iradeye işaret eder.
Biyoenerji
Sayısını bilemediğimiz kadar enerji kanalları vardır. Hepsi aynı frekans ve yoğunluktadır. Evrende her birinin işlevi aynıdır. Burçlar bile sadece ışınlar gösterdiği halde her biri ayrı kalitede manalar taşır. Bize yansıması, bizim programımıza göre ayrı açılımdadır. Hatta planetlerin seyrine göre yıi,gün ve saate göre etkisi değişir. Spektrumun en alt ucu dünyamız (bize göre) en üstteki uçtan sürekli beslenir. Bu kanallarda çok farklı enerjilerle beslenmektedir. Bunda beyin programımız en önemli faktördür. Kanal seçimini bilinçli veya bilinçsiz biz yapmaktayız.
Bilinç düzeyimiz, düşünce gücümüz seçme kriterlerimizdendir. Bazen de özel tekniklerle bu seçimi yönlendiririz. Enerji çalışmaları ve ibadetlerden amaç budur. Ama olumsuz duygu ve düşüncelerin getirisi olumsuz hallerde “öfke, kin, kıskançlık, vehim” olumsuz kanallardan çokça benzer enerji çeker daha da olumsuzlaşırız. Popüler tabirle “negatif yükleniriz”.
Hangi enerji frekansında isek evrende ona kanal oluruz. Enerji çalışmalarından biri olan reiki evrendeki sayısız kanallardan biri olan saf, süptil arındırıcı bir enerji kanalıdır. Tarihin ilk çağlarından beri kadim uygarliklarca değişik isimlerle kullanılıyordu. Usui son çağda bunu herkesin kullanabileceği bir metod geliştirerek uygulamaya sokmuştur. Reiki herkesin doğru bir eğitimle! öğrenebileceği, uygulayabileceği bir enerji çalışmasıdır.
Kanal olan kişi bu saf enerjiden yaralanıp arınma(bedensel, ruhsal, zihinsel) ve güçlenme yapabilir. Kendi enerji kalitesinin yapması için sınırı yoktur. Hasta, yaşlı herkes yapabilir. Negatif blokajları açıp sistemi düzgün hale getirdiği için faydalıdır.
Bioenerji terapileri şekilde aynı görünsede, uygulama çok farklıdır. Bioenerji terapistinin enerji düzeyi çok yüksek ve kaliteli olmalıdır.Sorunu tespit edecek algılamaya”titreşim kalitesine”vakıf olmalıdır. O titreşimi düzeltecek kanala bağlanabilmeli, aktarabilmelidir. Bir terapi esnasında, besleyici, koruyucu, açıcı, güçlendirici hatta kesici enerjiye bile kanal olabilir. Reiki gibi tek kanalla çalışmaz. Kist gördüğü bir bölgeye besleyici, güçlendirici enerjiyi kullanmaz, kesici enerjiyi kullanır, enerji kanalını kapar. Beslenmeyen bölümdeki kist zamanla kendini yok eder. Tembel bir bölgeye farklı enerji yükler.
Bioenerji uzmanı bir orkestra şefi gibi her bölgeyi ayrı ama bütünde ortak tına getirir. Her birinin komutu ayrıdır. Bioenerji uzmanı hasta ile evrensel enerji arasında hassas bir antendir. Algıladığı titreşime uygun olan kanala kanal olur. Bunu da kendi titreşimlerini ayarlayarak yapar. Rastgele bir sağaltma, arınma değildir.
Seans boyunca nötr ve hasta ile rezone durumunda kalır. Seans boyunca pek çok kanalla bağlantı kurar. Kendisi hasta, “ruhsal, zihinsel, bedensel” sorunlu ise bunu yapamaz. Daima saf enerjide olmalıdır. Kirli kanaldan kirli enerji akar. Su bile geçtiği borunun kalitesince su verir. Kirli, paslı, tıkanık borudan gelen su kalitesi gibi, aktarıcının da kanal olma kalitesi önemlidir. Bioenerji uzmanının özel yaşamı bile önemli sınırlıdır.
Vücudumuzda majör (ana) çakralardan başka 28 tane minör (ikincil) çakra, tsobo, marma ve el ayak refleks noktaları vardır. Bunlar daha çok enerjiyi tetiklemek için kullanılır. Düzensiz çalışan çakraları harekete geçiren noktalardır. Ayrıca şu ana kadarki tespitlerimizle 88.000 özel noktayı tanıyoruz. Bu da bize vücudumuzun son derece duyarlı büyük bir anten olduğunu gösterir.
Çakralar iç salgı bezlerinin üzerindedir. Yoğunlaşmış enerji bölgesi olan çakralar düzgün performansla çalışması yedi önemli salgı bezinin düzgün hormon salgılaması demektir. Sağlığımızı koruyan, güçlendiren bu işlemin devamını sağlamak için önce enerjileri, evrensel enerjiyi, yaşam enerjisini, beden, ruh, zihin enerjilermizi ve vücudumuzdaki bu sistemi tanımamız gerekir. Onu korumayı, güçlendirmeyi, bozulunca yeniden düzenlemeyi öğrenmek kadar, bozulma sebeplerini de bilmek gerekir
ENERJİ SİSTEMİMİZ NEDEN BOZULUR
Bizler doğal varlıklarız. Doğada yaşamak üzere programlanıp yaratıldık. Doğamıza uygun olmayan yaşam tarzı en önemli sebeptir.
*sentetik giysiler, eşyalar
*elektro manyetik araçlar
*topraktan uzak olmak
*hava kirliliği
*hormonlu ve genetiği değişmiş yiyecekler
*çok durgun veya çok hareketli yaşam
*ani şok ve üzüntüler
*çevresel faktörler (yaşam alanımızın konumu ve çevremizdekiler)
*olumsuz duygu ve düşünceler
***STRES!!!!
ENERJİMİZİ NELER KORUR VE GÜÇLENDİRİR
*Doğal yaşam
*olumlu duygu ve düşünceyi yaşam modeli yapmak
*kristaller ve mineral taşlar
*renk terapileri
*çevre ve mekan düzenlemesi
*sağlıklı beslenme ve spor
*İlk şart kesinlikle sağlıklı ve güçlü enerji sistemi olmasıdır. Hiçbir fiziksel, ruhsal, zihinsel sorunu olmamalıdır. Kendi olumsuz titreşimleri algılamayı ve aktarımcılığı durdurur.
* Konuyu temelinden, prensip ve dinamiğinden kavrayabilecek iyi eğitimli olmalıdır.
*Pratik ve uygulamalar da tecrübe sahibi olmalıdır.
*Duyu ötesi algılamaları “duru görü” güçlü olmalıdır.
*Terapi sırasında her türlü dış algılamaya karşı kapalı olabilmeli, hastadan başka hiçbir şeyle etkileşimde olmama yetisini kullanabilmelidir.
*Vücut enerjisinin her bölümün “her çakranın, her sistemin, kemik, kan, doku titreşimlerin ayırdına varabilecek agılama düzeyinde olup,olumsuz titreşimlerin farkına varabilmelidir.
*Onunla rezone olup, olması gereken titreşim düzeyine\ngetirebilecek aktarımcı olabilmelidir.
*Her bir çakraya, lokal sorunlu bölgeye ait enerjiyi tespit edip o bölgeye o tür enerjiyi çekebilecek kadar geniş kapsamlı “KANAL OLABİLMELİDİR”
*Hastadan sağaltma yoluyla kendi bedenini çektiği olumsuz kirli enerjiyi en kısa sürede boşaltabilmelidir.
*İlk şart kesinlikle sağlıklı ve güçlü enerji sistemi olmasıdır. Hiçbir fiziksel, ruhsal, zihinsel sorunu olmamalıdır. Kendi olumsuz titreşimleri algılamayı ve aktarımcılığı durdurur.
*Konuyu temelinden, prensip ve dinamiğinden kavrayabilecek iyi eğitimli olmalıdır.
*Pratik ve uygulamalar da tecrübe sahibi olmalıdır.
*Duyu ötesi algılamaları “duru görü” güçlü olmalıdır.
*Terapi sırasında her türlü dış algılamaya karşı kapalı olabilmeli, hastadan başka hiçbir şeyle etkileşimde olmama yetisini kullanabilmelidir.
*Vücut enerjisinin her bölümün “her çakranın, her sistemin, kemik, kan, doku titreşimlerin ayırdına varabilecek agılama düzeyinde olup,olumsuz titreşimlerin farkına varabilmelidir.
*Onunla rezone olup, olması gereken titreşim düzeyine getirebilecek aktarımcı olabilmelidir.
*Her bir çakraya, lokal sorunlu bölgeye ait enerjiyi tespit edip o bölgeye o tür enerjiyi çekebilecek kadar geniş kapsamlı “KANAL OLABİLMELİDİR”
*Hastadan sağaltma yoluyla kendi bedenini çektiği olumsuz kirli enerjiyi en kısa sürede boşaltabilmelidir.
*Bazı bölgelerde “kronik veya aşırı tembel”kanal olunup aktarılan enerji canlanma için yetersiz kalabilir. O durumda kendi enerjisinden aktarım yaparak bir “AŞILAMA” yapabilmelidir.
*Terapi boyunca kendi enerjisi güçlü olduğu için, güçlü bir kanal olmadan baka devreye sadece burada girebilir. Zaman kısıtlıdır. “En fazla 5 dakika”
*Terapi boyunca sürekli kendi enerjisini kullanmak hem hastaya, hem kendine büyük zarar verir.
*Yabancı enerji daima sistemi bozar.
*Yüklenim ve aktarımda buna çok dikkat gerekir.
Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.
Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.
Bizlerde belli titreşimlerin “kan-kemik-kas-sinir-doku vs.” birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.
Vücudu kan damarları gibi saran “nadi” dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Evrendeki herşeyde olduğu gibi bizimde bir manyetik alanımız vardır. Biz ona AURA diyoruz. Auramız bireysel enerjimizin evrene açılan yanıdır. Değişik katmanlardan oluşmuştur. Kadim bilgilerden, bu günkü bilimin ışığında yeniden değerlendirmelerimizle bunun 8-9 katman kadar olduğu bilgilerine ulaştık. herbiri özgün renk ve yoğunluğa, akışa sahip olan aura katmanlarının, bizim enerji kalitemize ve onu kullanabilme yeteneğimize göre(bilinçli veya bilinçsiz) bütün evreni kaplayacak bir enerjidir.
Doğumdan son nefese kadar her canlı yararlanabilir. Sonradan bozulan her sistem için faydalıdır. Doğuştan bozukluklar için sadece rahatlık, kolaylık verir. O yapıyı değiştiremez. Çok ilerlemiş,”kronikleşmiş” sorunlarda iyileşme nispeti düşer. Biraz daha yaşam kalitesi artar.
Tavsiye edilen; erken müdahaledir. Hatta sorun olmadan herkesin enerji sistemini kontrol ettirip, aksaklıkları büyümeden dengelenmesini sağlamalı ve bu dengenin devamı, daha da gelişip güçlenmesi için gerekli olanı öğrenmesi uygulaması önemle tavsiye edilir. Bioenerji; sağlık bozulunca başvurulacak son kapı (çare) değildir. Koruyuculuk adına ilk kapı olması en idealdir.
Uygulayıcının hastanın bilinç düzeyine göre konuyu doğru aydınlattıktan sonra terapiye geçmesi lazımdır. Keramet, mucize eller, hikmet gibi hurafe ile işlenen bilinçsiz gösteriler, sadece şovda kalır. Geçici psikolojik rahatlama olur. Kalıcı sonuç için uygulama yapılan konuya dahil edilmelidir.
Uygulayıcı (terapist) sadece bilinçli bir aktarıcıdır. Yaptığı tek şey; hastanın enerji elektrik sistemini yeniden olması gereken düzeye getirmektir. Bir bakıma “AKORD” etmektir. Enerji sistemindeki aksaklık , sorun halledilince her canlıda var olan bioregüler güç vücudu yeniler, sistemler güçlenir. Daima sorunu vücut kendini kendi iyileştirir.
Bioenerji uzmanının hastalıkla hiç işi olmaz. Hastalık onun için o bölgedeki enerji sorununun niteliğidir.Bağlantı meridyenleri,çakra ve auradaki sorun ve denge ile ilgilenir. Aksaklığı yaratan enerji sorununu halleder. Ağrıyı, hastalığı aldım, temizledim diyen terapist, ya kendisi de sadece oradaki negatif blokajı aldığını rahatlama sağladığını bilmiyor, ya da karşısındakini kandırıyordur.
Unutmayalım ki enerji sistemi düzgün, güçlü çalışan kişinin bütün sistemleri düzgün çalışacaktır. Hastalık bedenle sorunun savaşıdır. Galip gelen kazanr. İnsan ya hastadır ya sağlıklı, ya galiptir ya mağlup.
Terapist ya savaş öncesi takviye verir hazırlar, ya da savaş sırası tamir”akord” ederve destek verir, yardımcıdır. Savaş hasta ile sorun arasında birebirdir.
Onun için hastanın konuya dahil olması çok önemlidir. İnanmadan gelen ön yargılı, şüpheli kişilere yapılan uğraşı baştan yanlıştır. Terapist ne kadar verici ise o da o kadar alıcı olmalıdır. Bu da titreşimlerin direnç göstermeden olaya dahil olmasıdır. İnanmayan vücut aura kalkanı kurar. Terapist frekans uyumu ve rezone olmayı başaramaz.
İnanıp güvenmediğiniz doktordan ve ilaçtan; doğru müdahale görsek bile fayda göremeyiz. Kaldı ki enerji terapilerinde bu en önemli konudur.
Bazen olaya inanır, terapiste güvenemeyiz. Bu durumda size sıcak, samimi gelen terapisti seçin. Bu güvenmediğiniz terapistten daha az yetenekli, donanımlı olsa bile sizin için daha uygun olanıdır.
http://www.medyumrehberi.com/biyoenerji.html
Bilinç düzeyimiz, düşünce gücümüz seçme kriterlerimizdendir. Bazen de özel tekniklerle bu seçimi yönlendiririz. Enerji çalışmaları ve ibadetlerden amaç budur. Ama olumsuz duygu ve düşüncelerin getirisi olumsuz hallerde “öfke, kin, kıskançlık, vehim” olumsuz kanallardan çokça benzer enerji çeker daha da olumsuzlaşırız. Popüler tabirle “negatif yükleniriz”.
Hangi enerji frekansında isek evrende ona kanal oluruz. Enerji çalışmalarından biri olan reiki evrendeki sayısız kanallardan biri olan saf, süptil arındırıcı bir enerji kanalıdır. Tarihin ilk çağlarından beri kadim uygarliklarca değişik isimlerle kullanılıyordu. Usui son çağda bunu herkesin kullanabileceği bir metod geliştirerek uygulamaya sokmuştur. Reiki herkesin doğru bir eğitimle! öğrenebileceği, uygulayabileceği bir enerji çalışmasıdır.
Kanal olan kişi bu saf enerjiden yaralanıp arınma(bedensel, ruhsal, zihinsel) ve güçlenme yapabilir. Kendi enerji kalitesinin yapması için sınırı yoktur. Hasta, yaşlı herkes yapabilir. Negatif blokajları açıp sistemi düzgün hale getirdiği için faydalıdır.
Bioenerji terapileri şekilde aynı görünsede, uygulama çok farklıdır. Bioenerji terapistinin enerji düzeyi çok yüksek ve kaliteli olmalıdır.Sorunu tespit edecek algılamaya”titreşim kalitesine”vakıf olmalıdır. O titreşimi düzeltecek kanala bağlanabilmeli, aktarabilmelidir. Bir terapi esnasında, besleyici, koruyucu, açıcı, güçlendirici hatta kesici enerjiye bile kanal olabilir. Reiki gibi tek kanalla çalışmaz. Kist gördüğü bir bölgeye besleyici, güçlendirici enerjiyi kullanmaz, kesici enerjiyi kullanır, enerji kanalını kapar. Beslenmeyen bölümdeki kist zamanla kendini yok eder. Tembel bir bölgeye farklı enerji yükler.
Bioenerji uzmanı bir orkestra şefi gibi her bölgeyi ayrı ama bütünde ortak tına getirir. Her birinin komutu ayrıdır. Bioenerji uzmanı hasta ile evrensel enerji arasında hassas bir antendir. Algıladığı titreşime uygun olan kanala kanal olur. Bunu da kendi titreşimlerini ayarlayarak yapar. Rastgele bir sağaltma, arınma değildir.
Seans boyunca nötr ve hasta ile rezone durumunda kalır. Seans boyunca pek çok kanalla bağlantı kurar. Kendisi hasta, “ruhsal, zihinsel, bedensel” sorunlu ise bunu yapamaz. Daima saf enerjide olmalıdır. Kirli kanaldan kirli enerji akar. Su bile geçtiği borunun kalitesince su verir. Kirli, paslı, tıkanık borudan gelen su kalitesi gibi, aktarıcının da kanal olma kalitesi önemlidir. Bioenerji uzmanının özel yaşamı bile önemli sınırlıdır.
Vücudumuzda majör (ana) çakralardan başka 28 tane minör (ikincil) çakra, tsobo, marma ve el ayak refleks noktaları vardır. Bunlar daha çok enerjiyi tetiklemek için kullanılır. Düzensiz çalışan çakraları harekete geçiren noktalardır. Ayrıca şu ana kadarki tespitlerimizle 88.000 özel noktayı tanıyoruz. Bu da bize vücudumuzun son derece duyarlı büyük bir anten olduğunu gösterir.
Çakralar iç salgı bezlerinin üzerindedir. Yoğunlaşmış enerji bölgesi olan çakralar düzgün performansla çalışması yedi önemli salgı bezinin düzgün hormon salgılaması demektir. Sağlığımızı koruyan, güçlendiren bu işlemin devamını sağlamak için önce enerjileri, evrensel enerjiyi, yaşam enerjisini, beden, ruh, zihin enerjilermizi ve vücudumuzdaki bu sistemi tanımamız gerekir. Onu korumayı, güçlendirmeyi, bozulunca yeniden düzenlemeyi öğrenmek kadar, bozulma sebeplerini de bilmek gerekir
ENERJİ SİSTEMİMİZ NEDEN BOZULUR
Bizler doğal varlıklarız. Doğada yaşamak üzere programlanıp yaratıldık. Doğamıza uygun olmayan yaşam tarzı en önemli sebeptir.
*sentetik giysiler, eşyalar
*elektro manyetik araçlar
*topraktan uzak olmak
*hava kirliliği
*hormonlu ve genetiği değişmiş yiyecekler
*çok durgun veya çok hareketli yaşam
*ani şok ve üzüntüler
*çevresel faktörler (yaşam alanımızın konumu ve çevremizdekiler)
*olumsuz duygu ve düşünceler
***STRES!!!!
ENERJİMİZİ NELER KORUR VE GÜÇLENDİRİR
*Doğal yaşam
*olumlu duygu ve düşünceyi yaşam modeli yapmak
*kristaller ve mineral taşlar
*renk terapileri
*çevre ve mekan düzenlemesi
*sağlıklı beslenme ve spor
*İlk şart kesinlikle sağlıklı ve güçlü enerji sistemi olmasıdır. Hiçbir fiziksel, ruhsal, zihinsel sorunu olmamalıdır. Kendi olumsuz titreşimleri algılamayı ve aktarımcılığı durdurur.
* Konuyu temelinden, prensip ve dinamiğinden kavrayabilecek iyi eğitimli olmalıdır.
*Pratik ve uygulamalar da tecrübe sahibi olmalıdır.
*Duyu ötesi algılamaları “duru görü” güçlü olmalıdır.
*Terapi sırasında her türlü dış algılamaya karşı kapalı olabilmeli, hastadan başka hiçbir şeyle etkileşimde olmama yetisini kullanabilmelidir.
*Vücut enerjisinin her bölümün “her çakranın, her sistemin, kemik, kan, doku titreşimlerin ayırdına varabilecek agılama düzeyinde olup,olumsuz titreşimlerin farkına varabilmelidir.
*Onunla rezone olup, olması gereken titreşim düzeyine\ngetirebilecek aktarımcı olabilmelidir.
*Her bir çakraya, lokal sorunlu bölgeye ait enerjiyi tespit edip o bölgeye o tür enerjiyi çekebilecek kadar geniş kapsamlı “KANAL OLABİLMELİDİR”
*Hastadan sağaltma yoluyla kendi bedenini çektiği olumsuz kirli enerjiyi en kısa sürede boşaltabilmelidir.
*İlk şart kesinlikle sağlıklı ve güçlü enerji sistemi olmasıdır. Hiçbir fiziksel, ruhsal, zihinsel sorunu olmamalıdır. Kendi olumsuz titreşimleri algılamayı ve aktarımcılığı durdurur.
*Konuyu temelinden, prensip ve dinamiğinden kavrayabilecek iyi eğitimli olmalıdır.
*Pratik ve uygulamalar da tecrübe sahibi olmalıdır.
*Duyu ötesi algılamaları “duru görü” güçlü olmalıdır.
*Terapi sırasında her türlü dış algılamaya karşı kapalı olabilmeli, hastadan başka hiçbir şeyle etkileşimde olmama yetisini kullanabilmelidir.
*Vücut enerjisinin her bölümün “her çakranın, her sistemin, kemik, kan, doku titreşimlerin ayırdına varabilecek agılama düzeyinde olup,olumsuz titreşimlerin farkına varabilmelidir.
*Onunla rezone olup, olması gereken titreşim düzeyine getirebilecek aktarımcı olabilmelidir.
*Her bir çakraya, lokal sorunlu bölgeye ait enerjiyi tespit edip o bölgeye o tür enerjiyi çekebilecek kadar geniş kapsamlı “KANAL OLABİLMELİDİR”
*Hastadan sağaltma yoluyla kendi bedenini çektiği olumsuz kirli enerjiyi en kısa sürede boşaltabilmelidir.
*Bazı bölgelerde “kronik veya aşırı tembel”kanal olunup aktarılan enerji canlanma için yetersiz kalabilir. O durumda kendi enerjisinden aktarım yaparak bir “AŞILAMA” yapabilmelidir.
*Terapi boyunca kendi enerjisi güçlü olduğu için, güçlü bir kanal olmadan baka devreye sadece burada girebilir. Zaman kısıtlıdır. “En fazla 5 dakika”
*Terapi boyunca sürekli kendi enerjisini kullanmak hem hastaya, hem kendine büyük zarar verir.
*Yabancı enerji daima sistemi bozar.
*Yüklenim ve aktarımda buna çok dikkat gerekir.
Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.
Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.
Bizlerde belli titreşimlerin “kan-kemik-kas-sinir-doku vs.” birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.
Vücudu kan damarları gibi saran “nadi” dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Evrendeki herşeyde olduğu gibi bizimde bir manyetik alanımız vardır. Biz ona AURA diyoruz. Auramız bireysel enerjimizin evrene açılan yanıdır. Değişik katmanlardan oluşmuştur. Kadim bilgilerden, bu günkü bilimin ışığında yeniden değerlendirmelerimizle bunun 8-9 katman kadar olduğu bilgilerine ulaştık. herbiri özgün renk ve yoğunluğa, akışa sahip olan aura katmanlarının, bizim enerji kalitemize ve onu kullanabilme yeteneğimize göre(bilinçli veya bilinçsiz) bütün evreni kaplayacak bir enerjidir.
Doğumdan son nefese kadar her canlı yararlanabilir. Sonradan bozulan her sistem için faydalıdır. Doğuştan bozukluklar için sadece rahatlık, kolaylık verir. O yapıyı değiştiremez. Çok ilerlemiş,”kronikleşmiş” sorunlarda iyileşme nispeti düşer. Biraz daha yaşam kalitesi artar.
Tavsiye edilen; erken müdahaledir. Hatta sorun olmadan herkesin enerji sistemini kontrol ettirip, aksaklıkları büyümeden dengelenmesini sağlamalı ve bu dengenin devamı, daha da gelişip güçlenmesi için gerekli olanı öğrenmesi uygulaması önemle tavsiye edilir. Bioenerji; sağlık bozulunca başvurulacak son kapı (çare) değildir. Koruyuculuk adına ilk kapı olması en idealdir.
Uygulayıcının hastanın bilinç düzeyine göre konuyu doğru aydınlattıktan sonra terapiye geçmesi lazımdır. Keramet, mucize eller, hikmet gibi hurafe ile işlenen bilinçsiz gösteriler, sadece şovda kalır. Geçici psikolojik rahatlama olur. Kalıcı sonuç için uygulama yapılan konuya dahil edilmelidir.
Uygulayıcı (terapist) sadece bilinçli bir aktarıcıdır. Yaptığı tek şey; hastanın enerji elektrik sistemini yeniden olması gereken düzeye getirmektir. Bir bakıma “AKORD” etmektir. Enerji sistemindeki aksaklık , sorun halledilince her canlıda var olan bioregüler güç vücudu yeniler, sistemler güçlenir. Daima sorunu vücut kendini kendi iyileştirir.
Bioenerji uzmanının hastalıkla hiç işi olmaz. Hastalık onun için o bölgedeki enerji sorununun niteliğidir.Bağlantı meridyenleri,çakra ve auradaki sorun ve denge ile ilgilenir. Aksaklığı yaratan enerji sorununu halleder. Ağrıyı, hastalığı aldım, temizledim diyen terapist, ya kendisi de sadece oradaki negatif blokajı aldığını rahatlama sağladığını bilmiyor, ya da karşısındakini kandırıyordur.
Unutmayalım ki enerji sistemi düzgün, güçlü çalışan kişinin bütün sistemleri düzgün çalışacaktır. Hastalık bedenle sorunun savaşıdır. Galip gelen kazanr. İnsan ya hastadır ya sağlıklı, ya galiptir ya mağlup.
Terapist ya savaş öncesi takviye verir hazırlar, ya da savaş sırası tamir”akord” ederve destek verir, yardımcıdır. Savaş hasta ile sorun arasında birebirdir.
Onun için hastanın konuya dahil olması çok önemlidir. İnanmadan gelen ön yargılı, şüpheli kişilere yapılan uğraşı baştan yanlıştır. Terapist ne kadar verici ise o da o kadar alıcı olmalıdır. Bu da titreşimlerin direnç göstermeden olaya dahil olmasıdır. İnanmayan vücut aura kalkanı kurar. Terapist frekans uyumu ve rezone olmayı başaramaz.
İnanıp güvenmediğiniz doktordan ve ilaçtan; doğru müdahale görsek bile fayda göremeyiz. Kaldı ki enerji terapilerinde bu en önemli konudur.
Bazen olaya inanır, terapiste güvenemeyiz. Bu durumda size sıcak, samimi gelen terapisti seçin. Bu güvenmediğiniz terapistten daha az yetenekli, donanımlı olsa bile sizin için daha uygun olanıdır.
http://www.medyumrehberi.com/biyoenerji.html
Hipnoz
Hipnoz ve Hipnoz Yöntemleri
Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine getirilmesidir. Bu fikir yavaş yavaş hazırlanıp ortaya çıkmıştır. Dupau, Durand (de Gros), Joly gibi araştırıcılar, deneklerin uykudaki görünen irade azlığını, taklit ve baş eğmeyi ve kendilerinde oluşturulmuş fikirlere göre hareket eden denekleri tanımladılar. Diğer taraftan, kelime anlamının uyku olması sebebiyle hipnoz, genelde uyku ile özdeşleştirilmiştir. Aslında uyku, şuurumuzun nasıl değişik bir hali ise hipnoz da şuurumuzun daha değişik başka bir halidir.
Uyanık halde, herkesin bildiği ve farkında olduğumuzu sandığımız bir şuur hali yaşamaktayız. Uykuda geçirdiğimiz zaman içinde ise pek farkına varmamakla beraber değişik şuur hali yaşadığımızı hissederiz. En azından rüyalarını hatırlayanlar, rüyaların, gerçek olarak kabul ettiğimiz kavramlardan hiç de farklı olmadığını kolaylıkla kavrayabilirler. Uyanık yaşam ile rüya arasında gerçeklik açısından hiçbir fark yoktur. Hipnoz, uyku hali olmadığı gibi bir uyanıklık hali de değildir. Ancak, her iki hali de kapsayan komple bir kavramdır.
Hipnozun Şartları
1- Yetenek ve durum: Uyutulmak istenen kişinin sinir sistemi ve düşünme yetisinin özel bir haline, deneğin ani yetenek ve durumuna bağlıdır. Ani yetenek ve durumlara ters olan nevrastenikler, ruhsal çöküntüye uğramışlar, sararlılar, hipnotize edilemezler.
2- Yorgunluk: Ruhsal gerilimin düşmesi ile beliren bu hal, dikkatin devamlılığından doğar. Parlak noktalara baktırmak, derin dalma halleri, monoton sesler gibi uzun bir dinleme, dikkat çabasını sağlar. Dikkatin bir noktada toplanması ve devamlı oluşu ani zihin yorgunluklarını doğurur.
3- Heyecan: Heyecan çok defa büyük bir karışıklığı meydana getiren aksaklıklardan doğmuş doğal uyurgezer hallerinin çoğuna karışır. Başı şiddetle geriye çevirmek, enseye tokat atmak, başı sertçe sağa sola döndürmek suretiyle sersemletmek, bilinen heyecanlandırma ve zihinsel dengeyi bozma yollarıdır.
4- Eğilimlerin gelişmesi: Hipnozun meydana gelmesi için çökme anında, hipnotizmle terslik oluşturmayacak olan, her şeyi konuşmakta rahat bırakan ve kendisini hipnotize eden kişiyi dinleyen ve onunla konuşmaya izin veren eğilimlerin olması gereklidir. Önceden hipnotize edilmiş deneğin sonraki hipnozlarının kolay olması, bu durumun gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlıdır.
5- Çökme: Hipnotik halin en gerçek nedeni çökmedir, bu ise normal kişisel şuurun, yani uyanıklıkta göz önüne aldığımız ama bu deneklerde kararsız dengeler halinde çökebilen ve heyecanla yorgunluğun etkisi altında kaybolan özel zihin halinin durması demektir.
Hipnozda önemli üç yöntem vardır: Bakış, Söz ve Düşünce
Bakış: Hipnotik etkilerin çok önemli bir yardımcısı ve birçok ünlü hipnozcunun deneklerinde uykuyu oluşturabilmek için kullandıkları bir yöntemdir. Bakışın gerçek amacı, gözlerden çıkan manyetik etkileri düzenli, sürekli ve uzun süre devam ettirmektir.
Söz: Hipnotizmde gerçekten bir güçtür. Hipnoz yapan kişi, bu yolla deneğin beynine sokmak istediği fikirleri yollar. Bu bir fikir ya da hareket olabilir. Telkinde göz önünde tutulacak iki şey vardır; “sözlerin seçilmesi ve konuşma tarzı”.
Düşünce: Hipnotik deneylerde bakış, söz kadar önemli olan düşünce, arzu edilen bir olayın olması için o yöne doğru yönelmesi ve ısrarla o nokta üzerinde tutulması anlaşılmalıdır. İnsanın zihin gücünün devamlı olarak bir fikir ya da davranış üzerinde durması, yoğunlaşması ve bunu şiddetle arzu etmesi, diğer zihinlere etki ettiği, bugün deneylerle açıklanmış ve müspet sonuçlar elde edilmiştir.
Etkili bir düşünce gücü için ilk şart, konsantrasyondur. Konsantrasyon yoluyla meydana getirilen güç o kadar kuvvetli ve o kadar şaşılacak olaylar ve etkiler meydana getirir ki, bugün bile insanlık bunları keramet veya birtakım mucizeler diye adlandırır. Hint fakirleri, İslam aleminin derviş ve şeyhleri, Tibet’in lamaları güçlerini konsantrasyondan ve psişik güçlerin yardımlarından almaktadır. Telepati, psikokinezi gibi psişik fenomenlerin, kendi kendine telkin ve hipnoz gibi kişisel çalışmaların dayandığı temel, konsantrasyon olayıdır.
Hipnoz halinde yaşanan fenomenler ne kadar gerçektir ?
Hiçbir gerçek yoktur ki, tam karşıtı da en az onun kadar gerçek olmasın. Bu açıdan bakıldığında her şey gerçektir. Gerçekler arasındaki fark insanların bakış açılarıdır. Önemli olan hangi pencereden ve nasıl baktığınızdır. Görüntüler, duygular, hisler bakış açılarına göre değişikler arz eder. İnsanlar aynı ortamlarda, aynı şartlara sahip etkilerde bile algılarına göre değişik tepkiler verir. Mesela, aynı şiddette verilen bir acı her insanda aynı şiddette hissedildiği halde, kişinin algılama farklılığından dolayı tepkisi farklıdır. Kimi insan hiç sesini çıkarmaz, kimi sadece inler, kimi bağırır. İşte burada, acı aynı olmasına rağmen tepkiler farklı olduğundan izleyenler kendi algılarına göre farklı acılar yaşandığı ve hepsinin farklı şekilde acı çektiği kanısına varırlar.
Aslında, acıyı yaşayan kişiler de acının aynı olduğunu bilseler dahi kendi algıları çerçevesinde o acıyı daha az veya daha çok yaşadıkları kanısındadırlar. Her halükarda ortadaki acı herkes tarafından farklı algılanmaktadır. Ancak bu durum acının tek olduğu gerçeğini değiştirmez.
Hipnoz fenomenlerinin gerçekliğini daha iyi anlayabilmek için bu kavrama bir örnek: Karşımızda hipnoz olabilecek on kişi olduğunu varsayalım. 1. Kişiyi uyutuyoruz. Uyandıktan sonra sağ eline bir ateş değdireceğimizi söylüyoruz ve uyandırıyoruz. Denek tamamen uyandıktan, uyanıklık haline geçtikten sonra sağ eline herhangi bir şey değdiriyoruz.
O anda denek, gerçek bir ateş değmiş gibi acıyla kıvranacaktır. Deneğin yaşadıkları, hissettikleri gerçek bir ateşle sol elini yaktığımızda yaşayacakları ve hissedecekleri ile kesinlikle aynı olacaktır. Onun için sol elinin gerçek dediğimiz ateşle yakılması veya sağ elinin hayali olarak yakılması arasında gerçeklik bakımından hiçbir fark olmayacaktır. Seyreden 9 kişi için ise algılamaları farklı olduğundan durum daha farklı değerlendirilecek ve hayali olarak kabul edilecektir. Ancak 9 kişide uyutulup 1. kişinin yaşayacağı deney onlara da aynı şekilde telkin edilirse, hepsi birden 1. kişinin elinin yandığını görürler. Herkes elin yandığını gördüğüne göre el gerçekten yanmış mıdır, yoksa yanma olayı sadece bir hayal midir? Sözü geçen 10 kişi için olayın gerçek olduğundan kesinlikle emin olabilirsiniz. Hatta yanma olayı o derece etkili olabilir ki, yanan sol eldeki kızarıklık, yandığı düşünülen sağ elde de oluşabilir.
Bu durum için şöyle söyleyebiliriz; İlk gurup için gerçek olan algılar, ikinci gurup için sadece bir hayaldir. Ancak ikinci gurubun hayal kabul ettiği bütün o algılar, ilk gurup için tartışmaya bile mahal vermeyecek kadar gerçektir.
http://www.medyumrehberi.com/hipnoz.html
Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine getirilmesidir. Bu fikir yavaş yavaş hazırlanıp ortaya çıkmıştır. Dupau, Durand (de Gros), Joly gibi araştırıcılar, deneklerin uykudaki görünen irade azlığını, taklit ve baş eğmeyi ve kendilerinde oluşturulmuş fikirlere göre hareket eden denekleri tanımladılar. Diğer taraftan, kelime anlamının uyku olması sebebiyle hipnoz, genelde uyku ile özdeşleştirilmiştir. Aslında uyku, şuurumuzun nasıl değişik bir hali ise hipnoz da şuurumuzun daha değişik başka bir halidir.
Uyanık halde, herkesin bildiği ve farkında olduğumuzu sandığımız bir şuur hali yaşamaktayız. Uykuda geçirdiğimiz zaman içinde ise pek farkına varmamakla beraber değişik şuur hali yaşadığımızı hissederiz. En azından rüyalarını hatırlayanlar, rüyaların, gerçek olarak kabul ettiğimiz kavramlardan hiç de farklı olmadığını kolaylıkla kavrayabilirler. Uyanık yaşam ile rüya arasında gerçeklik açısından hiçbir fark yoktur. Hipnoz, uyku hali olmadığı gibi bir uyanıklık hali de değildir. Ancak, her iki hali de kapsayan komple bir kavramdır.
Hipnozun Şartları
1- Yetenek ve durum: Uyutulmak istenen kişinin sinir sistemi ve düşünme yetisinin özel bir haline, deneğin ani yetenek ve durumuna bağlıdır. Ani yetenek ve durumlara ters olan nevrastenikler, ruhsal çöküntüye uğramışlar, sararlılar, hipnotize edilemezler.
2- Yorgunluk: Ruhsal gerilimin düşmesi ile beliren bu hal, dikkatin devamlılığından doğar. Parlak noktalara baktırmak, derin dalma halleri, monoton sesler gibi uzun bir dinleme, dikkat çabasını sağlar. Dikkatin bir noktada toplanması ve devamlı oluşu ani zihin yorgunluklarını doğurur.
3- Heyecan: Heyecan çok defa büyük bir karışıklığı meydana getiren aksaklıklardan doğmuş doğal uyurgezer hallerinin çoğuna karışır. Başı şiddetle geriye çevirmek, enseye tokat atmak, başı sertçe sağa sola döndürmek suretiyle sersemletmek, bilinen heyecanlandırma ve zihinsel dengeyi bozma yollarıdır.
4- Eğilimlerin gelişmesi: Hipnozun meydana gelmesi için çökme anında, hipnotizmle terslik oluşturmayacak olan, her şeyi konuşmakta rahat bırakan ve kendisini hipnotize eden kişiyi dinleyen ve onunla konuşmaya izin veren eğilimlerin olması gereklidir. Önceden hipnotize edilmiş deneğin sonraki hipnozlarının kolay olması, bu durumun gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlıdır.
5- Çökme: Hipnotik halin en gerçek nedeni çökmedir, bu ise normal kişisel şuurun, yani uyanıklıkta göz önüne aldığımız ama bu deneklerde kararsız dengeler halinde çökebilen ve heyecanla yorgunluğun etkisi altında kaybolan özel zihin halinin durması demektir.
Hipnozda önemli üç yöntem vardır: Bakış, Söz ve Düşünce
Bakış: Hipnotik etkilerin çok önemli bir yardımcısı ve birçok ünlü hipnozcunun deneklerinde uykuyu oluşturabilmek için kullandıkları bir yöntemdir. Bakışın gerçek amacı, gözlerden çıkan manyetik etkileri düzenli, sürekli ve uzun süre devam ettirmektir.
Söz: Hipnotizmde gerçekten bir güçtür. Hipnoz yapan kişi, bu yolla deneğin beynine sokmak istediği fikirleri yollar. Bu bir fikir ya da hareket olabilir. Telkinde göz önünde tutulacak iki şey vardır; “sözlerin seçilmesi ve konuşma tarzı”.
Düşünce: Hipnotik deneylerde bakış, söz kadar önemli olan düşünce, arzu edilen bir olayın olması için o yöne doğru yönelmesi ve ısrarla o nokta üzerinde tutulması anlaşılmalıdır. İnsanın zihin gücünün devamlı olarak bir fikir ya da davranış üzerinde durması, yoğunlaşması ve bunu şiddetle arzu etmesi, diğer zihinlere etki ettiği, bugün deneylerle açıklanmış ve müspet sonuçlar elde edilmiştir.
Etkili bir düşünce gücü için ilk şart, konsantrasyondur. Konsantrasyon yoluyla meydana getirilen güç o kadar kuvvetli ve o kadar şaşılacak olaylar ve etkiler meydana getirir ki, bugün bile insanlık bunları keramet veya birtakım mucizeler diye adlandırır. Hint fakirleri, İslam aleminin derviş ve şeyhleri, Tibet’in lamaları güçlerini konsantrasyondan ve psişik güçlerin yardımlarından almaktadır. Telepati, psikokinezi gibi psişik fenomenlerin, kendi kendine telkin ve hipnoz gibi kişisel çalışmaların dayandığı temel, konsantrasyon olayıdır.
Hipnoz halinde yaşanan fenomenler ne kadar gerçektir ?
Hiçbir gerçek yoktur ki, tam karşıtı da en az onun kadar gerçek olmasın. Bu açıdan bakıldığında her şey gerçektir. Gerçekler arasındaki fark insanların bakış açılarıdır. Önemli olan hangi pencereden ve nasıl baktığınızdır. Görüntüler, duygular, hisler bakış açılarına göre değişikler arz eder. İnsanlar aynı ortamlarda, aynı şartlara sahip etkilerde bile algılarına göre değişik tepkiler verir. Mesela, aynı şiddette verilen bir acı her insanda aynı şiddette hissedildiği halde, kişinin algılama farklılığından dolayı tepkisi farklıdır. Kimi insan hiç sesini çıkarmaz, kimi sadece inler, kimi bağırır. İşte burada, acı aynı olmasına rağmen tepkiler farklı olduğundan izleyenler kendi algılarına göre farklı acılar yaşandığı ve hepsinin farklı şekilde acı çektiği kanısına varırlar.
Aslında, acıyı yaşayan kişiler de acının aynı olduğunu bilseler dahi kendi algıları çerçevesinde o acıyı daha az veya daha çok yaşadıkları kanısındadırlar. Her halükarda ortadaki acı herkes tarafından farklı algılanmaktadır. Ancak bu durum acının tek olduğu gerçeğini değiştirmez.
Hipnoz fenomenlerinin gerçekliğini daha iyi anlayabilmek için bu kavrama bir örnek: Karşımızda hipnoz olabilecek on kişi olduğunu varsayalım. 1. Kişiyi uyutuyoruz. Uyandıktan sonra sağ eline bir ateş değdireceğimizi söylüyoruz ve uyandırıyoruz. Denek tamamen uyandıktan, uyanıklık haline geçtikten sonra sağ eline herhangi bir şey değdiriyoruz.
O anda denek, gerçek bir ateş değmiş gibi acıyla kıvranacaktır. Deneğin yaşadıkları, hissettikleri gerçek bir ateşle sol elini yaktığımızda yaşayacakları ve hissedecekleri ile kesinlikle aynı olacaktır. Onun için sol elinin gerçek dediğimiz ateşle yakılması veya sağ elinin hayali olarak yakılması arasında gerçeklik bakımından hiçbir fark olmayacaktır. Seyreden 9 kişi için ise algılamaları farklı olduğundan durum daha farklı değerlendirilecek ve hayali olarak kabul edilecektir. Ancak 9 kişide uyutulup 1. kişinin yaşayacağı deney onlara da aynı şekilde telkin edilirse, hepsi birden 1. kişinin elinin yandığını görürler. Herkes elin yandığını gördüğüne göre el gerçekten yanmış mıdır, yoksa yanma olayı sadece bir hayal midir? Sözü geçen 10 kişi için olayın gerçek olduğundan kesinlikle emin olabilirsiniz. Hatta yanma olayı o derece etkili olabilir ki, yanan sol eldeki kızarıklık, yandığı düşünülen sağ elde de oluşabilir.
Bu durum için şöyle söyleyebiliriz; İlk gurup için gerçek olan algılar, ikinci gurup için sadece bir hayaldir. Ancak ikinci gurubun hayal kabul ettiği bütün o algılar, ilk gurup için tartışmaya bile mahal vermeyecek kadar gerçektir.
http://www.medyumrehberi.com/hipnoz.html
Simya
Etimolojik olarak Simya sözcüğü Türkçe’de varolan Kimya sözcüğü ile aynı kökenden gelmektedir. Kökeni Arapça olan bu sözcükler Arapça’ya da Kara Ülke anlamına gelen Khem sözcüğünden gelmiştir. Bu Kara Ülke ise Mısır�dır. Etimolojik olarak da Simyanın kökeni Mısır olarak gözükmektedir.
Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek , arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.
Simya okült bir sanat olarak gözükmektedir. Bunu sadece belli kimseler uygulayabilmekte, geniş kitlelere yayılması engellenmektedir. Ayrıca Simyanın ezoterik bir karakteri de vardır. Simya öğrenimi inisiyasyona dayanmakta, kullanılan semboller sadece bu eğitimi geçmiş kişiler tarafından anlaşılabilmektedir. Simya felsefesinde ise Tanrı�nın birliği ve ruhun ölümsüzlüğü yer almaktadır.
Simya eğitimi sırasında adaya öğretilen temel esas , simyacının bir şeyler icat ettiği değildir; simyacı sadece sırları çözmektedir. Bu yönüyle simya uzun yıllar boyunca genel karakterini değiştirmemiştir.
Simya aynı zamanda Hermetik felsefenin de bir uygulaması olarak kabul edilmiştir. Zaten simyacılar da kendilerini filozof olarak kabul etmişler ve bu sırların Hermes (Mısır panteonunda Thoth) tarafından verildiğini iddia etmişlerdir.
Simya en genel anlamı ile bir sanat ya da bir teknik olarak anlaşılabilir ve amacı maddenin içindeki altını ortaya çıkartmaktır. Simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde altın ortaya çıkmaktadır.
Simya bu amaçla Felsefe taşını aramaktadır. Bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir (Elixir) ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir.
Simyada ulaşılan bu son noktaya giden yol Ars Magna (Büyük/ulu Sanat) olarak adlandırılmaktadır.
Tarih boyunca simya mistik ve pratik simya olarak iki yönde gelişmiştir. Pratik simya , kimya biliminin doğuşunda büyük rol oynarken , mistik simya,ezoterik felsefenin bir başka çehresi olarak günümüze kadar gelmektedir.
Simya
Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek , arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.
Simya okült bir sanat olarak gözükmektedir. Bunu sadece belli kimseler uygulayabilmekte, geniş kitlelere yayılması engellenmektedir. Ayrıca Simyanın ezoterik bir karakteri de vardır. Simya öğrenimi inisiyasyona dayanmakta, kullanılan semboller sadece bu eğitimi geçmiş kişiler tarafından anlaşılabilmektedir. Simya felsefesinde ise Tanrı�nın birliği ve ruhun ölümsüzlüğü yer almaktadır.
Simya eğitimi sırasında adaya öğretilen temel esas , simyacının bir şeyler icat ettiği değildir; simyacı sadece sırları çözmektedir. Bu yönüyle simya uzun yıllar boyunca genel karakterini değiştirmemiştir.
Simya aynı zamanda Hermetik felsefenin de bir uygulaması olarak kabul edilmiştir. Zaten simyacılar da kendilerini filozof olarak kabul etmişler ve bu sırların Hermes (Mısır panteonunda Thoth) tarafından verildiğini iddia etmişlerdir.
Simya en genel anlamı ile bir sanat ya da bir teknik olarak anlaşılabilir ve amacı maddenin içindeki altını ortaya çıkartmaktır. Simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde altın ortaya çıkmaktadır.
Simya bu amaçla Felsefe taşını aramaktadır. Bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir (Elixir) ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir.
Simyada ulaşılan bu son noktaya giden yol Ars Magna (Büyük/ulu Sanat) olarak adlandırılmaktadır.
Tarih boyunca simya mistik ve pratik simya olarak iki yönde gelişmiştir. Pratik simya , kimya biliminin doğuşunda büyük rol oynarken , mistik simya,ezoterik felsefenin bir başka çehresi olarak günümüze kadar gelmektedir.
Simya
Deccal ve Deccalık Hakkında
Burada ister istemez aklımıza İslâm dininden veya diğer geçmiş dinlerde konusu geçen DECCAL isimli yaratık akla gelmektedir…
“Deccal” adı verilmiş bulunan bu yaratık da bize naklolunan bilgilere göre, birtakım olağanüstü şeyleri insanlara gösterecek ve kendisine inanılmasını isteyecektir…
Ancak İslâm dini kaynaklarına göre esas DECCAL`dan önce 30`a yakın sahte Deccal türeyecek ve bunlar PEYGAMBER OLDUKLARINI çevrelerine bildirecek; telkin edecek; kendilerine bu şekilde inanılmasını isteyerek bir takım şeylerin yapılmasını veya yapılmamasını emredecektir…
En son gelecek olan hakiki DECCAL ise “ALLAH” olduğunu iddia edecek; ve kendisine tapınılmasını isteyecektir!… Bir takım olağanüstü olaylar da göstererek…
Evet, işte bu sebeple, ister istemez şimdi hatırımıza bu hakiki Deccal`dan önce türeyecek ve Peygamberliklerini iddia edecek olan 30`a yakın sun`î Deccal`lar gelmektedir…
Çünkü, gerek Türkiye`de ve gerekse dünyanın çeşitli yerlerinde, insanları hümanist gayeler perdesi arkasında aldatıp çevresine toplayan CİNler; ya kendilerini ya da o grupların önde gelen isimlerinden birisini, çevresindekilere bir “modern PEYGAMBER” edâsıyla takdim etmekte; O`nun her dilediğinin kesinlikle yapılmasını istemekte; ve o grubun Türkiye`nin öncü veya önderleri olacağını öne sürmektedirler… Ki bu da yukarıda verdiğimiz “MEHDİ” akîdesinin değişik bir şekilde ortaya çıkışıdır…
Hattâ, tesbitlerimize göre, bugün dünya üzerinde bu gruplara katılmış olanlardan öyle kişiler vardır ki, Hasan Sabah`ın esrarkeş derviş(!)leri gibi kendilerine verilen emirlere gözünü bile kırpmadan adam öldürecek yapıya girmişlerdir…
Halbuki bu grupları dikkatle inceleyen; konuşmaları, verilen bilgileri mantık süzgecinden geçiren bir kişi, çok sayıda çelişkili ve yanlış bilgilere rastlayabilir…
Gerek ilmi ve gerekse gayba ait konularda sorulan suallerin cevapları genellikle palavradır ve nazarı dikkate alınmaktan uzaktır…
Geleceğe dönük sorulan suallere ise daima kaypak, muğlak, geniş zaman ölçülerini içine alan, kesin rakamlardan çok öte bir durumdadır…
En büyük adam kandırma usülleri, aralarına katılanların o günlerde yaptığı bir takım gizli işleri ifşa etmek ve onu bu şekilde teşhir etmektir…
Bu gruplara katılanların durumları ve bilgileri yakından incelenirse, her biri de dini bilgilerden hele RUH, CİN hakkındaki bilgilerden tamamıyla uzaktır; ve bunları inkâr edici bir yapıya sahiptirler… Ve bu yüzden de göremedikleri bir takım yaratıklara âdeta kurban olmuşlardır…
Burada anti parantez ilâve edelim ki, bu grupların pek çoğunun temasta oldukları CİNLER, BU KİTABIN YAYINLANMASINDAN SONRA DERHAL BİRER TEBLİĞ ÇIKARTARAK, BU KİTABIN KENDİ İNANANLARINCA OKUNMASINI YASAKLAMIŞLARDIR!…
Çünkü, bu kitabı okuyanlar, hiç şüphesiz ki onların içyüzünü görecek; tam deyimiyle onların ne mal(!) olduğunu anlayacaklardır…
Nitekim bu gibi gruplara bağlı olanlardan “ALLAH”a inandığını söyleyenlerin bazılarının yaptıkları ibadetler incelendiğinde bu durumları çok açık bir şekilde ortaya çıkar…
Meselâ bunlardan bir kısmı namaz (!) kılarlar… Günde üç veya bir defa!.. Ve de AYAKTA!.. Yani, RÜKÛSUZ SECDESİZ!.. Bazıları da sadece secde ile!..
Sadaka verirler!!!.. Ve bu verdikleri sadaka karşılığında da bütün günahları affolunur… Elbette o kendilerini yöneten büyük RUH(!) tarafından!.. Sonra bir yandan günah işlerler, suç işlerler, diğer yandan da sadaka dağıtarak bu günahlarından, suçlarından beraat ederler!!!..
Kısacası, o grubu yöneten CİN, hangi dine yakınlık duyuyorsa; veya o gruba gelenler çoğunlukla hangi dine yakın veya yatkın ise, orada genellikle o dine yakın hükümler geçerlidir ve o dine yakın kurallarla hüküm verilir…
Üstelik bu gruplardan öyleleri de vardır ki, hastaları iyi etmek gayesiyle bir kısım halktan yüzmilyonlarca para alırlar… Çeşitli sebeplerden dolayı içlerinde iyi olan bir kaç hasta varsa da, bunun oranı % 2-3`ü geçmez.
Ve bu yolda binlerle iyi niyetli, temiz, saf, Hakkı ve Hakikatı arayan insan kandırılıp, tavlanmış ve saptırılmış olur…
Deccal
“Deccal” adı verilmiş bulunan bu yaratık da bize naklolunan bilgilere göre, birtakım olağanüstü şeyleri insanlara gösterecek ve kendisine inanılmasını isteyecektir…
Ancak İslâm dini kaynaklarına göre esas DECCAL`dan önce 30`a yakın sahte Deccal türeyecek ve bunlar PEYGAMBER OLDUKLARINI çevrelerine bildirecek; telkin edecek; kendilerine bu şekilde inanılmasını isteyerek bir takım şeylerin yapılmasını veya yapılmamasını emredecektir…
En son gelecek olan hakiki DECCAL ise “ALLAH” olduğunu iddia edecek; ve kendisine tapınılmasını isteyecektir!… Bir takım olağanüstü olaylar da göstererek…
Evet, işte bu sebeple, ister istemez şimdi hatırımıza bu hakiki Deccal`dan önce türeyecek ve Peygamberliklerini iddia edecek olan 30`a yakın sun`î Deccal`lar gelmektedir…
Çünkü, gerek Türkiye`de ve gerekse dünyanın çeşitli yerlerinde, insanları hümanist gayeler perdesi arkasında aldatıp çevresine toplayan CİNler; ya kendilerini ya da o grupların önde gelen isimlerinden birisini, çevresindekilere bir “modern PEYGAMBER” edâsıyla takdim etmekte; O`nun her dilediğinin kesinlikle yapılmasını istemekte; ve o grubun Türkiye`nin öncü veya önderleri olacağını öne sürmektedirler… Ki bu da yukarıda verdiğimiz “MEHDİ” akîdesinin değişik bir şekilde ortaya çıkışıdır…
Hattâ, tesbitlerimize göre, bugün dünya üzerinde bu gruplara katılmış olanlardan öyle kişiler vardır ki, Hasan Sabah`ın esrarkeş derviş(!)leri gibi kendilerine verilen emirlere gözünü bile kırpmadan adam öldürecek yapıya girmişlerdir…
Halbuki bu grupları dikkatle inceleyen; konuşmaları, verilen bilgileri mantık süzgecinden geçiren bir kişi, çok sayıda çelişkili ve yanlış bilgilere rastlayabilir…
Gerek ilmi ve gerekse gayba ait konularda sorulan suallerin cevapları genellikle palavradır ve nazarı dikkate alınmaktan uzaktır…
Geleceğe dönük sorulan suallere ise daima kaypak, muğlak, geniş zaman ölçülerini içine alan, kesin rakamlardan çok öte bir durumdadır…
En büyük adam kandırma usülleri, aralarına katılanların o günlerde yaptığı bir takım gizli işleri ifşa etmek ve onu bu şekilde teşhir etmektir…
Bu gruplara katılanların durumları ve bilgileri yakından incelenirse, her biri de dini bilgilerden hele RUH, CİN hakkındaki bilgilerden tamamıyla uzaktır; ve bunları inkâr edici bir yapıya sahiptirler… Ve bu yüzden de göremedikleri bir takım yaratıklara âdeta kurban olmuşlardır…
Burada anti parantez ilâve edelim ki, bu grupların pek çoğunun temasta oldukları CİNLER, BU KİTABIN YAYINLANMASINDAN SONRA DERHAL BİRER TEBLİĞ ÇIKARTARAK, BU KİTABIN KENDİ İNANANLARINCA OKUNMASINI YASAKLAMIŞLARDIR!…
Çünkü, bu kitabı okuyanlar, hiç şüphesiz ki onların içyüzünü görecek; tam deyimiyle onların ne mal(!) olduğunu anlayacaklardır…
Nitekim bu gibi gruplara bağlı olanlardan “ALLAH”a inandığını söyleyenlerin bazılarının yaptıkları ibadetler incelendiğinde bu durumları çok açık bir şekilde ortaya çıkar…
Meselâ bunlardan bir kısmı namaz (!) kılarlar… Günde üç veya bir defa!.. Ve de AYAKTA!.. Yani, RÜKÛSUZ SECDESİZ!.. Bazıları da sadece secde ile!..
Sadaka verirler!!!.. Ve bu verdikleri sadaka karşılığında da bütün günahları affolunur… Elbette o kendilerini yöneten büyük RUH(!) tarafından!.. Sonra bir yandan günah işlerler, suç işlerler, diğer yandan da sadaka dağıtarak bu günahlarından, suçlarından beraat ederler!!!..
Kısacası, o grubu yöneten CİN, hangi dine yakınlık duyuyorsa; veya o gruba gelenler çoğunlukla hangi dine yakın veya yatkın ise, orada genellikle o dine yakın hükümler geçerlidir ve o dine yakın kurallarla hüküm verilir…
Üstelik bu gruplardan öyleleri de vardır ki, hastaları iyi etmek gayesiyle bir kısım halktan yüzmilyonlarca para alırlar… Çeşitli sebeplerden dolayı içlerinde iyi olan bir kaç hasta varsa da, bunun oranı % 2-3`ü geçmez.
Ve bu yolda binlerle iyi niyetli, temiz, saf, Hakkı ve Hakikatı arayan insan kandırılıp, tavlanmış ve saptırılmış olur…
Deccal
Cincilik
Bütün bu ruh çağırma (!) dalaverelerinin kökünde eskilerin “Hüddam ilmi”, halkın da “CİN`cilik” dediği mesele yatmaktadır…
.
Bilhassa eskilerin ve Anadolu halkının yakından bildiği bu konu şöyledir:
Bazı tesbih veya duaların birer “HADİMİ” yani “hizmetlisi - görevlisi” vardır.
Eğer bir kişi oturup, o kelimeyi veya duayı adedince okur, sonra da karşısına dikilen CİNden, o an için korkmadan bir şey isteyebilirse, o şey derhal olur!…
Veya o CİNin kendi emrine girmesini isterse, o CİN artık onun hizmetkarı durumuna girer!… Bunun için de bir çok formül vardır!…
Bu formülleri bünyesinde toplayan bir çok kitaplar yazılmıştır eskiden ki, bunların içinde en meşhuru; “KENZÜL HAVAS” ismiyle bilinenidir…
Bu kitabın içinde bir çok formüller vardır…
Ancak burada şunu da hatırlatalım ki, “HÜDDAM”cılık ile “RUH ÇAĞIRMA (!) - SPİRİTUALİZM” arasında çok büyük bir fark vardır…
İşte o fark da şudur:
Ruh çağırma(!) veya spiritualizm denen oyunda CİNlerle temasa geçen kimseler, daima CİNLERİN elinde oyuncak olurlar…
Aynen aslan eline düşmüş tavşan gibi; CİN de onları istediği gibi elinde oynatır… Ve onlar bu durumu asla farkedemezler…
“Hüddam” ilminde ise, formül, diğer yan şartlarıyla birlikte tam olarak uygulanabildiği zaman, insan CİNni tam anlamıyla pençeleri altına alır; ve ona bütün istediklerini yaptırabilir… Hattâ, bir insanı bile, bu yolla o CİNine öldürtebilir… Aksi halde, yani emre uymadığı zaman o CİN perişan olur.
Bu sebeple, bu ilmin kullanılmasında, insan için öteki sisteme göre mutlak bir avantaj vardır…
İşte aradaki bu fark sebebiyle, eskilerin ve günümüzde de sadece birkaç kişinin bildiği “Hüddam ilmi”, spiritualizmden kat be kat üstün durumdadır… Çünkü, anlattığımız üzere, bu ilimde insan için CİNni emri altına almak söz konusudur… “Spiritualizm” diye veya “Ruh çağırma(!)” diye bilinen CİNlerle bağlantı hâlinde ise, CİNni hiç bir şekilde, bir bilgiyi vermek veya bir işi yaptırtmak için zorlamak söz konusu değildir…
Ancak burada şu hususu da çok iyi bir şekilde anlatmak gerekir… Eğer bir kişi “Hüddam ilminin” gereği olan formüllerden birini yapmaya kalkar da; sonra başlamışken, şu veya bu sebeple; meselâ formülü uygularken yarıdan itibaren duyacağı seslerden veya o sırada gözüne görünen acaip şekillerden korkarak yarıda bırakırsa, işte o anda onun için felaket başlar.
Onun, etkisi altına almaya çalıştığı CİN, o anda onu rahatlıkla avlar ve bu kişi CİNi emrine almaya çalışırken, CİN onu ele geçirmiş olur… Ki bundan sonra, o kişi artık CİNnin emrine bağlıdır… Böylece, Dimyata pirince gidilirken evdeki bulgurdan da olunur…
Bu sebepledir ki, “Hüddam ilmi”ne dayanan bir formülü, ya hiç yapmamalı, ya da başlanıldığı zaman, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar yapmalıdır.
Nitekim bu formülün tam olarak yapılmaması için o CİN, bir takım gürültüler oluşturur veya sesler çıkartır, âdeta içinde bulunulan evi veya katı yıklıyormuşçasına gürültülerle sarsabilir; akla hayale gelmeyecek korkunç şekillerde göze görünebilir!…işte bütün bunlar olmasına rağmen, kişinin bütün soğukkanlılığıyla elindeki formulü bitirmeye çalışması îcâbeder…
Nitekim, “fazla tesbih çekmekten deli oldu”, diye halk arasında anılan hâl de bu esasa dayanır…
Bir kişinin yönlendiricisi olmaksızın ve formülü bilmeden rastgele tesbih çekmesi, ister istemez bir şifreyi meydana getirir ki, bu durumda, o anda şifreyle bağlantılı olan CİN otomatik olarak harekete geçip, o kişiyi hükmü altına alır… Ve o kimsenin bu durumdan haberi yoktur!… Ve o CİNi kontrol altına albilecek güce de sahip değildir… Artık ister istemez o CİNle iletişimleri başlamış olur…
Bu ilişknin başlaması da bazan kulağına, bazan da içine gelen seslerle olur… Keza bundan önce de burun yoluyla kokular tesbit eder bazan!.. Ve sonunda CİNleri çeşitli şekil ve kıyafetlerde görmeye başlar bu yolunda devam ederse…
Bu gibi kişler, duydukları sesleri veya aldıkları kokuları ya da gördükleri şeyleri bu konuyu bilmeyen kişler içinde açarlarsa, derhal “aklını kaçırdı”, “oynattı” diye nitelendirirler ve hastaneye kaldırılırlar… Oysa tıp henüz bu konuda acizdir.
Elektro-şokla tedavi etmek ister fakat bunu da başaramaz!…
Bu gibi kişiler, artık halk arasında “meczup” “zararsız deli” tâbirlerine muhatap olarak hayatlarına devam ederler…
Bu gibi kişiler eğer içine düştükleri duruma rağmen, bu sahada yetkili bir şahsın eline geçerlerse, o halden kurtulmaları yollarının düzeltilmesi ve o yolda ilerlemeleri mümkündür…
Aksi halde ömür boyu bu durumdan kurtulamazlar… Artık onlar “deli” olmuşlardır…
İlk yüzyıllardan beri, en ilkel topluluklardan itibaren yeryüzünde görülen bir meslek ve iş vardır…
Bu mesleğe “BÜYÜCÜLÜK” yapılan işe de “BÜYÜ” denir…
Bu işten gaye, bir insanı etki altına alıp, ona istemediği bir şeyi zorla yaptırmak ve bazan da hastaların iyi olmasını temine çalışmaktır…
Büyü, özü “ALLAH”`a dayanan bütün dinleri tebliğ eden Nebi ve Rasûllerce yasaklanmıştır…
Bütün dinler büyüyü insana “Haram” kılmışlardır…
Keza İslâm Dini de büyüyü “haram” kılmış ve büyü yapan ve yaptıranlarınislam dininden çıkmış olacaklarını açıklamıştır…
Büyünün yasaklanmasındaki özellik, insanların iradelerinin başkası tarafından zoraki bir şekilde kaldırılması veya kısıtlanmasının önüne geçmek; onlara serbestçe hareket, seçme hakkı tanımaktır… Tâ ki böylelikle insan yaptığından sorumlu tutulabilsin…
Büyü ve sihrin yeryüzünde en yaygın olduğu devir, Musa (Âleyhisselâm) Nebî devridir… Nitekim o devrin geçer akçesi de “Büyü ve sihir” olması sebebiyle Musa Nebî bu sahadaki mucizelerle yeryüzünde vazife yapmıştır…
Büyü`nün özü, kökü, CİN`lere dayanmaktadır…
Bütün mukaddes kitapların, önceki “sahife”ler de dahil olmak üzere Tevrat, Zebur, İncil ve Kur`ân her bir âyetinin, her bir kelimesinin 8 hizmetlisi yani “hadimi” vardır…
Yani, her devirde nazil olmuş bulunan mukaddes kitabların orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim -hizmetli- vazifeli kılınmıştır… Bunların 4`ü ulvi yani “melek” cinsinden; 4`ü de suflî yâni “CİN” cinsindendir..
Bu kelimelerin “ebced ilmi” denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı; ya da o âyetlerin tersinden okunuşu, o kelimelerin vazifeli CİNini harekete geçirerek, sevkedildiği kişiler üzerinde tesirlerini icra ederler…
İşte, “BÜYÜ” denilen olay, bir kelime veya cümlenin belirli sayıda ve bazı yan çalışmalarla da desteklenerek okunmasıyla meydana gelen tesirlerdir.
“BÜYÜ”nün bozulması için de önereceğimiz en güçlü karşı tesir daha önceki sayfalarda vermiş olduğumuz “CİN korunma duası”dır…
Bu duayı üç-beş veya daha fazla kişi büyü yapılmış kişinin evinde bir araya gelerek 300 veya 500`er kere okuyabilirler…
Bunu üç gün arka arkaya yaparlarsa daha da tesirli olur.. Bu dua sırasında büyü yapılmış kişinin de bu duayı okuması gereklidir.
Ayrıca bir kişinin sağ elini o büyü yapılmış kişinin başına koyarak okumasında çok fayda olur…
Bu arada ortaya bir kab içinde su konur ve okunan dualar bu suya üflenerek daha sonra bu kişiye peyderpey içirilirse daha da tesirli olur..
Büyü yapılmış kişide ya da evinde muska bulunursa, bunu aside veya limon suyuna, veya sirkeye atarak eritmek en geçerli yoldur..
Büyünün tesirli olması için büyücüler günün o saatinin ne saati olduğuna da bakarlar… Meselâ “venüs saati” veya “mars saati” gibi… Saatler konusunda geniş bilgi “İNSAN ve SIRLARI” kitabında mevcuttur..
Bizim konumuza, yan konu olması sebebiyle “BÜYÜ” üzerinde daha fazla durmayıp, sadece bunun ne şekilde meydana geldiğini açıklamaya çalışacağız.
Bugün objektif ilmin de tesbit ettiği gibi insan beyni, her an birtakım dalgalar yayınlamaktadır…
Nitekim bu sözümüzü açıklayan bir son haberi burada sizlere nakledelim:
Hürriyet gazetesinden naklen veriyoruz:
“ANTEN VAZİFESİ GÖREN iNSAN VÜCUDU DÜŞÜNCELERİ BİNLERCE KİLOMETRE UZAĞA iLETEN AKIM YAYIYORMUŞ…
Los Anngles, (Kalifornia) AP
İnsan vücudunun anten vazifesi görebileceğini ve vücudun düşüncelerini bir antenle binlerce kilometre uzaklara kadar gönderebilecek derecede kuvvetli elektrik akımları yaydığı, dün, Rus ve Amerikan bilginleri tarafından açıklanmıştır…
Moskova`daki Popov Radyo elektronik ve Muhabere Çalışmaları Enstitüsü bilginlerinden Prof. M. Kogan 1966-1967 yıllarında yapılan denemelerden çıkartılan sonuçlara göre, zirveleri arasında 25-1000 kilometre arasında mesafe bulunan son derece uzun elektromanyetik dalgaların, insan düşüncelerini çok uzaklara kadar ulaştırabileceğini gösterdiğini söylemiştir..
Kogan, Los Angeles`teki Kaliforniya Üniversitesi tarafından tertiplenen “6. his” konusundaki bir simpozyumda okunan raporunda, “elektromanyetik alan vasıtası ile telepatinin çok uzaklara kadar ulaştırılabileceği anlaşılmıştır” demektedir.
Öte yandan, Kaliforniya Üniversitesi Tıbbi Psikoloji Profesörü Dr. Thelma Moss, simpozyuma hitâben yaptığı konuşmada, Dr. Kogan`ınkine çok yakın sonuçlara denemeler sonunda varılmış olduğunu söylemiştir…
Kogan`a göre, yapılan tahminler, insan vücudunun, çok uzun mesafeler arasında telepati için gerekli olan elektriğin, 4-5 mislini ürettiğini göstermektedir.”
Evet, işte size son bir yılın haberini vererek gösterdiğimiz gibi, bilim dünyası tarafından da kabul edilmiştir ki, insan beyni sürekli olarak elektromanyetik dalgalar üretmektedir…
İnsan beyninin ürettiği dalga türleri ile beynin bu yoldaki geniş faaliyetleri hakkında detaylı bilgi “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda mevcuttur..
İşte insan bir kelimeyi ve kelime grubunu devamlı olarak okuduğu zaman, yaydığı bu elektromanyetik dalgalar sanki bir şifre şekline sokmaktadır ki; bununla da o şifre ile en yakın yapıdaki bir CİN ile iletişim kurmuş olmaktadır…
İşte bu iletişim neticesinde o şifre durumundaki elektromanyetik dalgalar, kendisine en yakın yapıdaki CİNE etki etmekte ve iyi düzenlenebildiği zaman, onu istenilen şeyi yapmaya zorunlu kılmaktadır…
Eskilerin deyimiyle, kişi bu duaya devam eder de, buna rağmen CİN o emri yerine getirmezse, o takdirde CİN yanmaktadır!…
Şimdi de bu sözün mânâsını açıklayalım:
Evet insanın özelliği olan bir kelime veya kelime grubuna belirli oranda devam etmesi sonunda, beyin aracılığıyla yaymış olduğu elektromanyetik dalgalar, o dalga boyuna uygun yapıdaki CİNNİ istenilen şeyi yapmaya zorunlu bırakıyor; yapmaması hâlinde ise, o kişinin o duaya veya kelime grubuna devamı halinde yaymış olduğu elektromanyetik güç; yapısı önce de anlattığımız gibi bazı ışınlardan yapılmış olan CİNnin tahribine yani kaba bir tâbirle yanmasına yol açmaktadır…
Nasıl ki bir radyo istasyonunun daha kuvvetli yaptığı yayınla bozulmakta, yani kuvvetli istasyonun yaydığı elektromanyetik dalgalar, zayıf tâkatlı istasyonun dalgalarını bozmakta ise; işte aynı şekilde insanın bu çalışmalarla yaptığı elektromanyetik dalgalar da CİNlerin ölümüne yol açmaktadır…
Bu sebeple CİNler, belirli bir çalışmaya devam ederek kendisini yakıcı elektromanyetik dalgalar yayabilecek güçteki kimselerin emri altına girmek zorunda kalmakta; ister istemez “BÜYÜ” dediğimiz, onların emirlerini yerine getirme işine tâbi olmaktadırlar!…
Bilmem açıklayabiliyor muyuz?…
Cincilik
.
Bilhassa eskilerin ve Anadolu halkının yakından bildiği bu konu şöyledir:
Bazı tesbih veya duaların birer “HADİMİ” yani “hizmetlisi - görevlisi” vardır.
Eğer bir kişi oturup, o kelimeyi veya duayı adedince okur, sonra da karşısına dikilen CİNden, o an için korkmadan bir şey isteyebilirse, o şey derhal olur!…
Veya o CİNin kendi emrine girmesini isterse, o CİN artık onun hizmetkarı durumuna girer!… Bunun için de bir çok formül vardır!…
Bu formülleri bünyesinde toplayan bir çok kitaplar yazılmıştır eskiden ki, bunların içinde en meşhuru; “KENZÜL HAVAS” ismiyle bilinenidir…
Bu kitabın içinde bir çok formüller vardır…
Ancak burada şunu da hatırlatalım ki, “HÜDDAM”cılık ile “RUH ÇAĞIRMA (!) - SPİRİTUALİZM” arasında çok büyük bir fark vardır…
İşte o fark da şudur:
Ruh çağırma(!) veya spiritualizm denen oyunda CİNlerle temasa geçen kimseler, daima CİNLERİN elinde oyuncak olurlar…
Aynen aslan eline düşmüş tavşan gibi; CİN de onları istediği gibi elinde oynatır… Ve onlar bu durumu asla farkedemezler…
“Hüddam” ilminde ise, formül, diğer yan şartlarıyla birlikte tam olarak uygulanabildiği zaman, insan CİNni tam anlamıyla pençeleri altına alır; ve ona bütün istediklerini yaptırabilir… Hattâ, bir insanı bile, bu yolla o CİNine öldürtebilir… Aksi halde, yani emre uymadığı zaman o CİN perişan olur.
Bu sebeple, bu ilmin kullanılmasında, insan için öteki sisteme göre mutlak bir avantaj vardır…
İşte aradaki bu fark sebebiyle, eskilerin ve günümüzde de sadece birkaç kişinin bildiği “Hüddam ilmi”, spiritualizmden kat be kat üstün durumdadır… Çünkü, anlattığımız üzere, bu ilimde insan için CİNni emri altına almak söz konusudur… “Spiritualizm” diye veya “Ruh çağırma(!)” diye bilinen CİNlerle bağlantı hâlinde ise, CİNni hiç bir şekilde, bir bilgiyi vermek veya bir işi yaptırtmak için zorlamak söz konusu değildir…
Ancak burada şu hususu da çok iyi bir şekilde anlatmak gerekir… Eğer bir kişi “Hüddam ilminin” gereği olan formüllerden birini yapmaya kalkar da; sonra başlamışken, şu veya bu sebeple; meselâ formülü uygularken yarıdan itibaren duyacağı seslerden veya o sırada gözüne görünen acaip şekillerden korkarak yarıda bırakırsa, işte o anda onun için felaket başlar.
Onun, etkisi altına almaya çalıştığı CİN, o anda onu rahatlıkla avlar ve bu kişi CİNi emrine almaya çalışırken, CİN onu ele geçirmiş olur… Ki bundan sonra, o kişi artık CİNnin emrine bağlıdır… Böylece, Dimyata pirince gidilirken evdeki bulgurdan da olunur…
Bu sebepledir ki, “Hüddam ilmi”ne dayanan bir formülü, ya hiç yapmamalı, ya da başlanıldığı zaman, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar yapmalıdır.
Nitekim bu formülün tam olarak yapılmaması için o CİN, bir takım gürültüler oluşturur veya sesler çıkartır, âdeta içinde bulunulan evi veya katı yıklıyormuşçasına gürültülerle sarsabilir; akla hayale gelmeyecek korkunç şekillerde göze görünebilir!…işte bütün bunlar olmasına rağmen, kişinin bütün soğukkanlılığıyla elindeki formulü bitirmeye çalışması îcâbeder…
Nitekim, “fazla tesbih çekmekten deli oldu”, diye halk arasında anılan hâl de bu esasa dayanır…
Bir kişinin yönlendiricisi olmaksızın ve formülü bilmeden rastgele tesbih çekmesi, ister istemez bir şifreyi meydana getirir ki, bu durumda, o anda şifreyle bağlantılı olan CİN otomatik olarak harekete geçip, o kişiyi hükmü altına alır… Ve o kimsenin bu durumdan haberi yoktur!… Ve o CİNi kontrol altına albilecek güce de sahip değildir… Artık ister istemez o CİNle iletişimleri başlamış olur…
Bu ilişknin başlaması da bazan kulağına, bazan da içine gelen seslerle olur… Keza bundan önce de burun yoluyla kokular tesbit eder bazan!.. Ve sonunda CİNleri çeşitli şekil ve kıyafetlerde görmeye başlar bu yolunda devam ederse…
Bu gibi kişler, duydukları sesleri veya aldıkları kokuları ya da gördükleri şeyleri bu konuyu bilmeyen kişler içinde açarlarsa, derhal “aklını kaçırdı”, “oynattı” diye nitelendirirler ve hastaneye kaldırılırlar… Oysa tıp henüz bu konuda acizdir.
Elektro-şokla tedavi etmek ister fakat bunu da başaramaz!…
Bu gibi kişiler, artık halk arasında “meczup” “zararsız deli” tâbirlerine muhatap olarak hayatlarına devam ederler…
Bu gibi kişiler eğer içine düştükleri duruma rağmen, bu sahada yetkili bir şahsın eline geçerlerse, o halden kurtulmaları yollarının düzeltilmesi ve o yolda ilerlemeleri mümkündür…
Aksi halde ömür boyu bu durumdan kurtulamazlar… Artık onlar “deli” olmuşlardır…
İlk yüzyıllardan beri, en ilkel topluluklardan itibaren yeryüzünde görülen bir meslek ve iş vardır…
Bu mesleğe “BÜYÜCÜLÜK” yapılan işe de “BÜYÜ” denir…
Bu işten gaye, bir insanı etki altına alıp, ona istemediği bir şeyi zorla yaptırmak ve bazan da hastaların iyi olmasını temine çalışmaktır…
Büyü, özü “ALLAH”`a dayanan bütün dinleri tebliğ eden Nebi ve Rasûllerce yasaklanmıştır…
Bütün dinler büyüyü insana “Haram” kılmışlardır…
Keza İslâm Dini de büyüyü “haram” kılmış ve büyü yapan ve yaptıranlarınislam dininden çıkmış olacaklarını açıklamıştır…
Büyünün yasaklanmasındaki özellik, insanların iradelerinin başkası tarafından zoraki bir şekilde kaldırılması veya kısıtlanmasının önüne geçmek; onlara serbestçe hareket, seçme hakkı tanımaktır… Tâ ki böylelikle insan yaptığından sorumlu tutulabilsin…
Büyü ve sihrin yeryüzünde en yaygın olduğu devir, Musa (Âleyhisselâm) Nebî devridir… Nitekim o devrin geçer akçesi de “Büyü ve sihir” olması sebebiyle Musa Nebî bu sahadaki mucizelerle yeryüzünde vazife yapmıştır…
Büyü`nün özü, kökü, CİN`lere dayanmaktadır…
Bütün mukaddes kitapların, önceki “sahife”ler de dahil olmak üzere Tevrat, Zebur, İncil ve Kur`ân her bir âyetinin, her bir kelimesinin 8 hizmetlisi yani “hadimi” vardır…
Yani, her devirde nazil olmuş bulunan mukaddes kitabların orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim -hizmetli- vazifeli kılınmıştır… Bunların 4`ü ulvi yani “melek” cinsinden; 4`ü de suflî yâni “CİN” cinsindendir..
Bu kelimelerin “ebced ilmi” denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı; ya da o âyetlerin tersinden okunuşu, o kelimelerin vazifeli CİNini harekete geçirerek, sevkedildiği kişiler üzerinde tesirlerini icra ederler…
İşte, “BÜYÜ” denilen olay, bir kelime veya cümlenin belirli sayıda ve bazı yan çalışmalarla da desteklenerek okunmasıyla meydana gelen tesirlerdir.
“BÜYÜ”nün bozulması için de önereceğimiz en güçlü karşı tesir daha önceki sayfalarda vermiş olduğumuz “CİN korunma duası”dır…
Bu duayı üç-beş veya daha fazla kişi büyü yapılmış kişinin evinde bir araya gelerek 300 veya 500`er kere okuyabilirler…
Bunu üç gün arka arkaya yaparlarsa daha da tesirli olur.. Bu dua sırasında büyü yapılmış kişinin de bu duayı okuması gereklidir.
Ayrıca bir kişinin sağ elini o büyü yapılmış kişinin başına koyarak okumasında çok fayda olur…
Bu arada ortaya bir kab içinde su konur ve okunan dualar bu suya üflenerek daha sonra bu kişiye peyderpey içirilirse daha da tesirli olur..
Büyü yapılmış kişide ya da evinde muska bulunursa, bunu aside veya limon suyuna, veya sirkeye atarak eritmek en geçerli yoldur..
Büyünün tesirli olması için büyücüler günün o saatinin ne saati olduğuna da bakarlar… Meselâ “venüs saati” veya “mars saati” gibi… Saatler konusunda geniş bilgi “İNSAN ve SIRLARI” kitabında mevcuttur..
Bizim konumuza, yan konu olması sebebiyle “BÜYÜ” üzerinde daha fazla durmayıp, sadece bunun ne şekilde meydana geldiğini açıklamaya çalışacağız.
Bugün objektif ilmin de tesbit ettiği gibi insan beyni, her an birtakım dalgalar yayınlamaktadır…
Nitekim bu sözümüzü açıklayan bir son haberi burada sizlere nakledelim:
Hürriyet gazetesinden naklen veriyoruz:
“ANTEN VAZİFESİ GÖREN iNSAN VÜCUDU DÜŞÜNCELERİ BİNLERCE KİLOMETRE UZAĞA iLETEN AKIM YAYIYORMUŞ…
Los Anngles, (Kalifornia) AP
İnsan vücudunun anten vazifesi görebileceğini ve vücudun düşüncelerini bir antenle binlerce kilometre uzaklara kadar gönderebilecek derecede kuvvetli elektrik akımları yaydığı, dün, Rus ve Amerikan bilginleri tarafından açıklanmıştır…
Moskova`daki Popov Radyo elektronik ve Muhabere Çalışmaları Enstitüsü bilginlerinden Prof. M. Kogan 1966-1967 yıllarında yapılan denemelerden çıkartılan sonuçlara göre, zirveleri arasında 25-1000 kilometre arasında mesafe bulunan son derece uzun elektromanyetik dalgaların, insan düşüncelerini çok uzaklara kadar ulaştırabileceğini gösterdiğini söylemiştir..
Kogan, Los Angeles`teki Kaliforniya Üniversitesi tarafından tertiplenen “6. his” konusundaki bir simpozyumda okunan raporunda, “elektromanyetik alan vasıtası ile telepatinin çok uzaklara kadar ulaştırılabileceği anlaşılmıştır” demektedir.
Öte yandan, Kaliforniya Üniversitesi Tıbbi Psikoloji Profesörü Dr. Thelma Moss, simpozyuma hitâben yaptığı konuşmada, Dr. Kogan`ınkine çok yakın sonuçlara denemeler sonunda varılmış olduğunu söylemiştir…
Kogan`a göre, yapılan tahminler, insan vücudunun, çok uzun mesafeler arasında telepati için gerekli olan elektriğin, 4-5 mislini ürettiğini göstermektedir.”
Evet, işte size son bir yılın haberini vererek gösterdiğimiz gibi, bilim dünyası tarafından da kabul edilmiştir ki, insan beyni sürekli olarak elektromanyetik dalgalar üretmektedir…
İnsan beyninin ürettiği dalga türleri ile beynin bu yoldaki geniş faaliyetleri hakkında detaylı bilgi “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda mevcuttur..
İşte insan bir kelimeyi ve kelime grubunu devamlı olarak okuduğu zaman, yaydığı bu elektromanyetik dalgalar sanki bir şifre şekline sokmaktadır ki; bununla da o şifre ile en yakın yapıdaki bir CİN ile iletişim kurmuş olmaktadır…
İşte bu iletişim neticesinde o şifre durumundaki elektromanyetik dalgalar, kendisine en yakın yapıdaki CİNE etki etmekte ve iyi düzenlenebildiği zaman, onu istenilen şeyi yapmaya zorunlu kılmaktadır…
Eskilerin deyimiyle, kişi bu duaya devam eder de, buna rağmen CİN o emri yerine getirmezse, o takdirde CİN yanmaktadır!…
Şimdi de bu sözün mânâsını açıklayalım:
Evet insanın özelliği olan bir kelime veya kelime grubuna belirli oranda devam etmesi sonunda, beyin aracılığıyla yaymış olduğu elektromanyetik dalgalar, o dalga boyuna uygun yapıdaki CİNNİ istenilen şeyi yapmaya zorunlu bırakıyor; yapmaması hâlinde ise, o kişinin o duaya veya kelime grubuna devamı halinde yaymış olduğu elektromanyetik güç; yapısı önce de anlattığımız gibi bazı ışınlardan yapılmış olan CİNnin tahribine yani kaba bir tâbirle yanmasına yol açmaktadır…
Nasıl ki bir radyo istasyonunun daha kuvvetli yaptığı yayınla bozulmakta, yani kuvvetli istasyonun yaydığı elektromanyetik dalgalar, zayıf tâkatlı istasyonun dalgalarını bozmakta ise; işte aynı şekilde insanın bu çalışmalarla yaptığı elektromanyetik dalgalar da CİNlerin ölümüne yol açmaktadır…
Bu sebeple CİNler, belirli bir çalışmaya devam ederek kendisini yakıcı elektromanyetik dalgalar yayabilecek güçteki kimselerin emri altına girmek zorunda kalmakta; ister istemez “BÜYÜ” dediğimiz, onların emirlerini yerine getirme işine tâbi olmaktadırlar!…
Bilmem açıklayabiliyor muyuz?…
Cincilik
Cinler Hakkında
“CİNLER”in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
1. CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
2. CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
3. CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
4. CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz.
Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:
1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur,
dedik.
Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; “biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’
Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de “zekâ”ca güçlü olmalarına karşılık “akıl” yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik “zekâ” ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak “akıl” son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır.
Bunun en büyük örneklerinden biri de kendi kutsal kitaplarındaki CİNLERİN varlığı konusudur. 86. sayfada “CİNLER yoktur” denilirken, 151. 152. 153. 204. ve 319 sayfalarda “RESMEN CİNLERİN VARLIĞI AÇIKLANMAKTA” ve bu konuda da hayli bilgi verilmektedir.
2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda.
Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler.
İşte bu akıldışı büyüklük kavramlarına bir örnek:
“ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI”
1988 6. ay/fasikül: 30/Sayfa: 282
“1- Galaksi salkımlarından Alemler
2- Alem salkımlarından kâinatlar
3- Kâinat salkımlarından evrenler
4- Evren salkımlarından ilâniheye Bizlerin sistemine göre 3 galaksi bir bütündür.
6 Galaksiye 1 Nova denir.
3 Nova - 18 Galaksidir.
18 Galaksi bir öz çekirdek olarak küçük bir (Evren Çekirdeği) oluşturur
18 Galaksi bütününe 1 Kozma denir.
1 Kozma küçük bir evren çekirdeğidir.
3 Kozma 3 evren çekirdeği oluşturur.
3 Evren çekirdeği 54 galaksidir.
54 Galaksi 1 galaksi salkımını oluşturur.
9 Galaksi salkımına bir evrensel koloni denir.
1 evrensel koloni 486 galaksiden oluşur.
486 Galaksi 27 Kozma`yı teşkil eder.
27 Kozma 1 evrensel koloni o da eşit 486 Galaksi olduğuna göre şimdi 18 evrensel koloniyi hesaplayın:
486 x 18 - 8748 galaksi. Buna 1 kozma birleşim merkezi denir.
18 Evrensel koloni - 8748 Galaksi 486 Kozma
27 Kozma birleşim merkezi 8748 x 27 - 236196 Galaksiden oluşur.”
CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de bakın insanlarla aralarına kaç mertebe koyarlar.
Aynı kitap aynı sayfa…
“Yansıma odaklarının sizden bize hiyerarşik boyut sıralanışı şöyledir:
GÜNEŞ - IŞIK BOYUTU
IŞIK BOYUTU - RAB BOYUTU
RAB - IŞIK EVREN BOYUTU
IŞIK EVREN BOYUTU - RUHSAL PLAN BOYUTU
RUHSAL PLAN - ATOMİK BÜTÜN BOYUTU
ATOMİK BÜTÜN - REALİTE BOYUTU
REALİTE BOYUTU - KRİSTAL GÜRZÜN TÜM GÜCÜ. (SİSTEM) işte budur.
Not: Buradaki RAB tâbiri YARADAN için kullanılmıştır.
“MERKEZ”
Aynı kitabın 283. sayfasında gene bu türden ve daha başka yerlerinde gene benzer türden, öylesine atmaca, “Kabul edersen” hesabına dayalı büyüklükler anlatılmaktadır ki; normal şuur sahibi bir insanın bütün bunları kabûlü oldukça güçtür. Ya inananlar, diyeceksiniz..?
CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar… Üstelik…
CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.
Cinler
1. CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
2. CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
3. CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
4. CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz.
Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:
1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur,
dedik.
Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; “biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’
Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de “zekâ”ca güçlü olmalarına karşılık “akıl” yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik “zekâ” ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak “akıl” son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır.
Bunun en büyük örneklerinden biri de kendi kutsal kitaplarındaki CİNLERİN varlığı konusudur. 86. sayfada “CİNLER yoktur” denilirken, 151. 152. 153. 204. ve 319 sayfalarda “RESMEN CİNLERİN VARLIĞI AÇIKLANMAKTA” ve bu konuda da hayli bilgi verilmektedir.
2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda.
Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler.
İşte bu akıldışı büyüklük kavramlarına bir örnek:
“ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI”
1988 6. ay/fasikül: 30/Sayfa: 282
“1- Galaksi salkımlarından Alemler
2- Alem salkımlarından kâinatlar
3- Kâinat salkımlarından evrenler
4- Evren salkımlarından ilâniheye Bizlerin sistemine göre 3 galaksi bir bütündür.
6 Galaksiye 1 Nova denir.
3 Nova - 18 Galaksidir.
18 Galaksi bir öz çekirdek olarak küçük bir (Evren Çekirdeği) oluşturur
18 Galaksi bütününe 1 Kozma denir.
1 Kozma küçük bir evren çekirdeğidir.
3 Kozma 3 evren çekirdeği oluşturur.
3 Evren çekirdeği 54 galaksidir.
54 Galaksi 1 galaksi salkımını oluşturur.
9 Galaksi salkımına bir evrensel koloni denir.
1 evrensel koloni 486 galaksiden oluşur.
486 Galaksi 27 Kozma`yı teşkil eder.
27 Kozma 1 evrensel koloni o da eşit 486 Galaksi olduğuna göre şimdi 18 evrensel koloniyi hesaplayın:
486 x 18 - 8748 galaksi. Buna 1 kozma birleşim merkezi denir.
18 Evrensel koloni - 8748 Galaksi 486 Kozma
27 Kozma birleşim merkezi 8748 x 27 - 236196 Galaksiden oluşur.”
CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de bakın insanlarla aralarına kaç mertebe koyarlar.
Aynı kitap aynı sayfa…
“Yansıma odaklarının sizden bize hiyerarşik boyut sıralanışı şöyledir:
GÜNEŞ - IŞIK BOYUTU
IŞIK BOYUTU - RAB BOYUTU
RAB - IŞIK EVREN BOYUTU
IŞIK EVREN BOYUTU - RUHSAL PLAN BOYUTU
RUHSAL PLAN - ATOMİK BÜTÜN BOYUTU
ATOMİK BÜTÜN - REALİTE BOYUTU
REALİTE BOYUTU - KRİSTAL GÜRZÜN TÜM GÜCÜ. (SİSTEM) işte budur.
Not: Buradaki RAB tâbiri YARADAN için kullanılmıştır.
“MERKEZ”
Aynı kitabın 283. sayfasında gene bu türden ve daha başka yerlerinde gene benzer türden, öylesine atmaca, “Kabul edersen” hesabına dayalı büyüklükler anlatılmaktadır ki; normal şuur sahibi bir insanın bütün bunları kabûlü oldukça güçtür. Ya inananlar, diyeceksiniz..?
CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar… Üstelik…
CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.
Cinler
Medyum ve Cinler
Cinlerin metafizik alemden şehadet yani görünen, fiziki aleme geçişinde çeşitli sebepler vardır. Ya bizim alemimizde manyetik bir hadise vuku bulur, ya iki alem arasında bir menfez, koridor meydana gelir ya da medyum özelliğine sahip bir kişi, bilerek veya bilmeyerek bünyesi gereği buna vesile olur. Yoksa hiçbir cin kendi aleminin hudutları dışına kendi iradesiyle çıkamaz.
Aynı dünyada olmamıza rağmen boyut farklılığı bir hakikattir. Cinler, canları istediği zaman metafizik alemden, fizik aleme geçemezler. Cinler, kendi alemlerinden, şehadet alemine geçtiği zaman, rasgele kişilere musallat olamıyor, herkese tesir edemiyor. Ancak, doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir menfez, bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar.
Bu kişiler de genellikle içine kapanık, korkak, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir. Cinler kendi alemlerinden şehadet alemine devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır.
Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman sonra uyandırılması gerekiyorsa, suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi alemine dönmek zorundadır. Tek imkanı vardır o da, ya medyumluk özelliğe sahip manyetik enerjili bir insan bulmak ve onunla muhatap olup enerjisinden istifade etmek, ya onun içine girip bir müddet vaziyeti idare etmek, ya zayıf ve hasta bünyelerden enerji hırsızlığı yapmak ya da herhangi bir sinek, böcek vs. hayvanın içine girip zaman kazanmaktır.
Asr-ı saadetten bir hadise bize bu konuda ışık tutmaktadır. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz bir gece cinler tarafından yatağından kaldırılarak yüksek bir mahkemenin huzuruna getirilir. Hz. Ayşe validemiz sebebini sorunca: Sen cinlerden bir Müslüman katlettin. Bunun mahkemesi yapılacak, denildi. O da:
�Ben nerede bir cin öldürdüm?� dediğinde ona cevap verildi: Sen Kur’an-ı Kerim okurken, bizim Müslüman cin kardeşlerimizden birisi bir yılanın içine girerek seni dinlemeye geldi. Siz hanenizde o yılanı görünce öldürdünüz. Dolayısıyla içinde bulunan kardeşimiz de öldü. Bunun hesabı görülecek. Hadisenin sonunda barış ve anlaşma yapıldı. Olay tatlıya bağlandı. Zaten rivayetlerden bize gelen, evde her hangi bir haşarat, muzır mahluk görürseniz yılan, çıyan, böcek vs. bunları hemen telef etmeyin. Zararları yoksa ilişmeyiniz, denilmiştir.
Medyum ve Cinler
Aynı dünyada olmamıza rağmen boyut farklılığı bir hakikattir. Cinler, canları istediği zaman metafizik alemden, fizik aleme geçemezler. Cinler, kendi alemlerinden, şehadet alemine geçtiği zaman, rasgele kişilere musallat olamıyor, herkese tesir edemiyor. Ancak, doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir menfez, bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar.
Bu kişiler de genellikle içine kapanık, korkak, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir. Cinler kendi alemlerinden şehadet alemine devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır.
Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman sonra uyandırılması gerekiyorsa, suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi alemine dönmek zorundadır. Tek imkanı vardır o da, ya medyumluk özelliğe sahip manyetik enerjili bir insan bulmak ve onunla muhatap olup enerjisinden istifade etmek, ya onun içine girip bir müddet vaziyeti idare etmek, ya zayıf ve hasta bünyelerden enerji hırsızlığı yapmak ya da herhangi bir sinek, böcek vs. hayvanın içine girip zaman kazanmaktır.
Asr-ı saadetten bir hadise bize bu konuda ışık tutmaktadır. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz bir gece cinler tarafından yatağından kaldırılarak yüksek bir mahkemenin huzuruna getirilir. Hz. Ayşe validemiz sebebini sorunca: Sen cinlerden bir Müslüman katlettin. Bunun mahkemesi yapılacak, denildi. O da:
�Ben nerede bir cin öldürdüm?� dediğinde ona cevap verildi: Sen Kur’an-ı Kerim okurken, bizim Müslüman cin kardeşlerimizden birisi bir yılanın içine girerek seni dinlemeye geldi. Siz hanenizde o yılanı görünce öldürdünüz. Dolayısıyla içinde bulunan kardeşimiz de öldü. Bunun hesabı görülecek. Hadisenin sonunda barış ve anlaşma yapıldı. Olay tatlıya bağlandı. Zaten rivayetlerden bize gelen, evde her hangi bir haşarat, muzır mahluk görürseniz yılan, çıyan, böcek vs. bunları hemen telef etmeyin. Zararları yoksa ilişmeyiniz, denilmiştir.
Medyum ve Cinler
Büyüden Korunma
Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak gerekir. Her şeyin yaratılmasında ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, 70 kere (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) duasını okumaktır. Bu iki manevi sebep, maddi sebepleri bulmaya da yardım eder. Ruhi sıkıntıların çoğu, cinden ve büyüden meydana gelir. Ruhi hastalıklar, sara ve cinden korunmak için, kıymetli kitaplarda bildirilen dualardan bazıları şunlardır:
1- Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.
2- Euzü Besmele ile iki Kul-euzü okumalı.
3- Bir miktar suya Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.
4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el kürsi, İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.
5- Üç kere Salevat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri yedişer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.
6- Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.
7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.
8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11 İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.
9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince yüz kere salevat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.
10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir�e kadar ve Âyet-el kürsi okumalı.
11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.
12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc�dan rahimâ�ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.
Büyüden Korunma
1- Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.
2- Euzü Besmele ile iki Kul-euzü okumalı.
3- Bir miktar suya Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.
4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el kürsi, İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.
5- Üç kere Salevat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri yedişer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.
6- Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.
7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.
8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11 İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.
9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince yüz kere salevat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.
10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir�e kadar ve Âyet-el kürsi okumalı.
11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.
12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc�dan rahimâ�ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.
Büyüden Korunma
Büyücülük Nedir
Uğur, evham, kuruntu, korku, ardından da falcılık, sihirbazlık, fincancılık, afsunculuk, üfürükçülük, nazar boncuğu, at nalı, muska, tılsım, manyetizma, ispritizma, avuç okuma, eski zaman iskambil kağıdı açma, ölülerle konuşma, ruhları çağırma, seans, ak büyü, kara büyü. Yapısı bozuk, temeli çürük ademoğlunu tarihin şafağından bu yana kıskıvrak bağlayan yıkıcı bilgi araştırmalarının adıdır bunlar. Sen de birkaçına kapıldın, belki de şu handa onların pençesindesin. Nedir kadını erkeği bu tutkulara çeken etkenler? Bilinemeyen geleceğin gizlerine dalabilme merağı, ruhlar dünyasını etkileme çabası, düşmenin kuyusunu kazma hırsı.Eski Babil’de imparatorun buyruğuyla sihirbazlar heybeye başka ülkelerin adı yazılı bir sürü ok atarlardı. Alicengiz oyunuyla okları karıştırır, birini çekerlerdi. Talihi kesilen ülkenin fethi, her şeyin yağması tanrıların tekdiri sayılırdı. Babil bu yolda kocaman bir egemenlik kurdu; ama sonunda battı gitti. Hezekiel peygamber bu sihirbazlığı şöyle açıklar:
“Babil kralı yolların ayrıldığı yerde, yol ağzında fal açmaya durdu; okları karıştırdı, terafime sordu, karaciğere baktı” (Hezekiel 21:21)
Bunlar, sömürücü fatihin başvurduğu sihirbazlık yöntemi. Egemen güçlerin falla, büyüyle, sihirbazlıkla iş sürdürdüğü çok kez duyulmuştur.Tamumuz, Finikililer’in Sümer�den, Babil’den aldığı güneş-bitki tanrısıydı. Eşi İştar’dı. Mısır’da bunlara Osiris ve İris dendi.
Genç bir çoban olan Tammuz’u (Adonis), bir yaban domuzu öldürdü. Karısı İştar derin yasa boğuldu, eşini kurtarmaya yer altına indi.Bu efsaneye uyarak, Tammuz ayında kadınlar bir araya gelir, yas tutar, çeşitli okalt oyunlarıyla Tammuz’u yeniden yaşatmaya çabalarlardı (Hezekiel 8:14).
Bir çok ülkeyi ve çağı kucaklayan gizemli dinlerden biri oldu bu; Onun adına bir sürü astroloji ayini düzenlendi. Okaltla baharda diriltilen Tammuz, yaşam ve ölüm gizinin betimleyicisi oldu. Bu inanç bir sürü sihirbazlığa, afsunculuğa analık etti. Onu iki sözle anlatmaya kalkan, çeşitli büyü ve sihir uğraşlarıyla belirli bir durumu değiştirme, geleceği çizme, olayları etkileme cabası diyebilir. Bu sihir oyunlarının kökeni Babil’e Tanrı’nın yargılaması şöyle bildirildi:
“Yıldızları okuyanlar, yıldız falcıları, yeni ayın gelişinde kehanette bulunanlar kalksın da başına geleceklerden seni kurtarsın. Bak, onlar anıza dönüşecek, onları ateş yakacak. Canlarını alevlerden kurtaramayacaklar” (Yeşeya 47:12-15)
“BEN GERÇEĞİn bildirisiyle her türlü yalanı, yalancılığı er geç ezeceğini açıklayan İsa Mesih, ‘şeytanın derin gizleri’ denen (Esinleme 2:24), ateşle oynama türünden bu uğraşlara yaraşır karşılığı vereceğini belirtir. Mesih’e baş kaldıran, O’nun gerçeğine meydan okuyan her çaba yaraşan karşılığını alacak. Fincana bakmaktan muskaya, Kutsal Kitap’ta şu vurgulanır:
“Çünkü Tanrı kargaşalığın değil, esenliğin Tanrısı’dır. Her şey düzenli uyumlu olsun. Her yaptığınızı sevgiyle yapın” (1. Korintliler 14:33-40; 16:14).Pek çok insan şeytanın kandırıcı oyununda, bin bir tehlikenin kucağında. Akıl hastahaneleri, psikoloji klinikleri bu türden karanlık oyunlara kapılanlarla dolu. İntiharlar da caba. Tanrı’nın yargısı şudur:
“Ev ilahları boş şeyler bildirirler, falcılar yalan görümler görürler, hileli rüyalar anlatırlar, boşuna avuntu veriyorlar. Bu nedenle insanlar sürü gibi başı boş kalmış. Yoksulluk çekiyorlar; çünkü çoban yok” (Zekarya 10:2)
Haberci Pavlus Efes’te Sevinç Getirici Haberi yayıyordu. Hepsinin üzerine korku bastı ve Rab İsa’nın adı yüceltildi. Büyücülük sanatının çöreklendiği yerdi burası. İman edenlerin bir çoğu gelip yaptıklarını açık açık söylüyor, her işi olduğu gibi bildiriyorlardı. Büyücülükle uğraşanlardan büyük bir topluluk elli bin parça gümüş değerindeki kitaplarını toplayıp herkesin gözü önünde yaktı (Elçilerin İşleri 19:18-19).
Medyumlar
“Babil kralı yolların ayrıldığı yerde, yol ağzında fal açmaya durdu; okları karıştırdı, terafime sordu, karaciğere baktı” (Hezekiel 21:21)
Bunlar, sömürücü fatihin başvurduğu sihirbazlık yöntemi. Egemen güçlerin falla, büyüyle, sihirbazlıkla iş sürdürdüğü çok kez duyulmuştur.Tamumuz, Finikililer’in Sümer�den, Babil’den aldığı güneş-bitki tanrısıydı. Eşi İştar’dı. Mısır’da bunlara Osiris ve İris dendi.
Genç bir çoban olan Tammuz’u (Adonis), bir yaban domuzu öldürdü. Karısı İştar derin yasa boğuldu, eşini kurtarmaya yer altına indi.Bu efsaneye uyarak, Tammuz ayında kadınlar bir araya gelir, yas tutar, çeşitli okalt oyunlarıyla Tammuz’u yeniden yaşatmaya çabalarlardı (Hezekiel 8:14).
Bir çok ülkeyi ve çağı kucaklayan gizemli dinlerden biri oldu bu; Onun adına bir sürü astroloji ayini düzenlendi. Okaltla baharda diriltilen Tammuz, yaşam ve ölüm gizinin betimleyicisi oldu. Bu inanç bir sürü sihirbazlığa, afsunculuğa analık etti. Onu iki sözle anlatmaya kalkan, çeşitli büyü ve sihir uğraşlarıyla belirli bir durumu değiştirme, geleceği çizme, olayları etkileme cabası diyebilir. Bu sihir oyunlarının kökeni Babil’e Tanrı’nın yargılaması şöyle bildirildi:
“Yıldızları okuyanlar, yıldız falcıları, yeni ayın gelişinde kehanette bulunanlar kalksın da başına geleceklerden seni kurtarsın. Bak, onlar anıza dönüşecek, onları ateş yakacak. Canlarını alevlerden kurtaramayacaklar” (Yeşeya 47:12-15)
“BEN GERÇEĞİn bildirisiyle her türlü yalanı, yalancılığı er geç ezeceğini açıklayan İsa Mesih, ‘şeytanın derin gizleri’ denen (Esinleme 2:24), ateşle oynama türünden bu uğraşlara yaraşır karşılığı vereceğini belirtir. Mesih’e baş kaldıran, O’nun gerçeğine meydan okuyan her çaba yaraşan karşılığını alacak. Fincana bakmaktan muskaya, Kutsal Kitap’ta şu vurgulanır:
“Çünkü Tanrı kargaşalığın değil, esenliğin Tanrısı’dır. Her şey düzenli uyumlu olsun. Her yaptığınızı sevgiyle yapın” (1. Korintliler 14:33-40; 16:14).Pek çok insan şeytanın kandırıcı oyununda, bin bir tehlikenin kucağında. Akıl hastahaneleri, psikoloji klinikleri bu türden karanlık oyunlara kapılanlarla dolu. İntiharlar da caba. Tanrı’nın yargısı şudur:
“Ev ilahları boş şeyler bildirirler, falcılar yalan görümler görürler, hileli rüyalar anlatırlar, boşuna avuntu veriyorlar. Bu nedenle insanlar sürü gibi başı boş kalmış. Yoksulluk çekiyorlar; çünkü çoban yok” (Zekarya 10:2)
Haberci Pavlus Efes’te Sevinç Getirici Haberi yayıyordu. Hepsinin üzerine korku bastı ve Rab İsa’nın adı yüceltildi. Büyücülük sanatının çöreklendiği yerdi burası. İman edenlerin bir çoğu gelip yaptıklarını açık açık söylüyor, her işi olduğu gibi bildiriyorlardı. Büyücülükle uğraşanlardan büyük bir topluluk elli bin parça gümüş değerindeki kitaplarını toplayıp herkesin gözü önünde yaktı (Elçilerin İşleri 19:18-19).
Medyumlar
Ak Büyü
Ak Büyü olumlu, iyiliğe yönelik, şifacı bir büyü türü olarak adlandırılır. Ak Büyü ile Kara Büyü arasındaki farklılıklar sadece niyet, amaç ve formüllerle belirlenmemektedir; bu iki büyü türünde kullanılan malzemeler tamamiyle farklıdır; Ak Büyüde ateş, altın, ayçiçeği, civa, elma, elmas, fasulye, fildişi, gümüş, horoz, inci, incir, kurşun, kuşkonmaz, portakal, sarımsak, su, süt, sirke, tavuk, tuz, yumurta, zeytinyağı kullanıldığı gibi, Kara Büyüde ceset parçaları, idrar, kan, karga, kedi (kara), kurbağa, kurt kanı, timsah dişleri, toprak (mezarlıktan), tüy (kara tüy) yarasa (gözleri ve kanı) kullanılmaktadır.
Medyum
Medyum
Büyü
Kişileri çeşitli yöntemler kullanarak, iradelerinden alıkoymaya, onlara istemleri dışında türlü şeyler yaptırmaya, istenen yönde davranışlara sevketmeye, kısaca “büyü” denilmekterdir. Büyücülük, dinin ve dini inançların tamamiyle karşısında yer alan, reçetelere ve formüllere dayanan, şeytanla işbirliği halinde olmak anlamına gelen bir eylemdir büyücüden komutları alan şeytan ve yardımcıları ya kendilerini göstererek ya da isteneni yerine getirerek varlıklarını belli ederler.
İlk insanların mağara duvarlarına çizdikleri bizon resimleriyle başlayan büyüsel ritüeller; kişinin doğada karşı koyamadığı bir takım güçlerden korunmak, onları kendinden uzaklaştırmak adına başvurduğu çeşitli yöntemler halinde günümüze değin süregelmiştir.
“Büyüsel işlemlerin çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.”
Büyünün çıkış noktası ve etkileri inanç farkı gözetmeksizin tektir. Büyünün dini yoktur. Insanın sahip olduğu enerji yoğunluğu, büyünün temelini oluşturmakla beraber, etkili olup olayacağını da blirlemektedir; büyü, insanın enerjisini olumsuz yönde etkilemek ve ortadan kaldırmak için, negatif enerjiyi muska gibi sembolik aracılarla kişiye göndermeye dayanan bir yöntemdir.
Medyum
İlk insanların mağara duvarlarına çizdikleri bizon resimleriyle başlayan büyüsel ritüeller; kişinin doğada karşı koyamadığı bir takım güçlerden korunmak, onları kendinden uzaklaştırmak adına başvurduğu çeşitli yöntemler halinde günümüze değin süregelmiştir.
“Büyüsel işlemlerin çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.”
Büyünün çıkış noktası ve etkileri inanç farkı gözetmeksizin tektir. Büyünün dini yoktur. Insanın sahip olduğu enerji yoğunluğu, büyünün temelini oluşturmakla beraber, etkili olup olayacağını da blirlemektedir; büyü, insanın enerjisini olumsuz yönde etkilemek ve ortadan kaldırmak için, negatif enerjiyi muska gibi sembolik aracılarla kişiye göndermeye dayanan bir yöntemdir.
Medyum
Kaydol:
Yorumlar (Atom)